/>

4 Kasım 2011 Cuma

“35 Dolarlık Tablet” Projesi Sonuca Ulaştı

“35 Dolarlık Tablet” Projesi Sonuca Ulaştı

Tüm öğrencilerin ve isteyen herkesin bir tablet bilgisayara sahip olması amacıyla Hindistan'da ortaya çıkmış bir proje vardı. Sakshat kod adıyla anılan "35 dolarlık tablet" projesinde artık sona ulaşıldı.
Times of India'nın haberine göre Sakshat tabletler bu ay sonunda satışa sunulacak. Massachusetts Institute of Technology'nin 100 dolarlık tablet projesine cevap olarak 35 dolara tablet yapabilme amacıyla ortaya çıkan bu proje, geçen yıllar ve birçok sorunla başa çıktıktan sonra satışa sunulmaya hazır hale geldi.
Yaklaşık 2,200 Hint Rupisi (50 dolar) karşılığında satışa sunulacak tablet, beklenenden biraz daha pahalıya mal olmuş gibi duruyor. Ancak projenin geleceği için %50'ye varan sponsorluk desteği bulmayı planlıyorlar. Bununla beraber son kullanıcıya ulaşan fiyatın yaklaşık 1,100 Hint Rupisine (25 dolar) kadar düşmesi planlanıyor.
İlk etaptan 10 bin adet piyasaya sürülecek olan tabletin önümüzdeki dört ay içinde 90 bin satış adedine ulaşması bekleniyor. Sakshat adındaki bu tabletin özelliklerine bakmak gerekirse:
  • Android işletim sistemi
  • 7 inç dokunmatik ekran
  • Dahili kamera (video konferans)
  • Wi-Fi
  • USB girişi
  • 32 GB sabit disk
  • 2 GB RAM
  • Ofis programı olarak OpenOffice.org
Devamını Oku

1 Kasım 2011 Salı

Fatih Projesi’nde Pardus Kullanılacak!

Fatih Projesi’nde Pardus Kullanılacak!

Fatih Projesi, aylar önce ortaya çıkan, ismini her yerde duymaya başladığımız, devletin eğitim sürecinde reform niteliğindeki değişimin adı. Yaklaşık 3 milyar TL'ye mal olacak projenin hedefi, eğitim-öğretim sistemini teknolojik altyapı ile güçlendirmek.
Üç yılda tamamlanması planlanan projeyle 42 bin okuldaki 620 bin dersliğe; on binlerce dizüstü bilgisayar, projektör cihazları, 40 bin civarında çok amaçlı fotokopi makinesi ve akıllı tahtalar dağıtılacak.
Okullardaki bilgisayar odalarını kaldıracak olan proje, sınıfları birer teknoloji merkezi haline getirmeyi amaçlıyor. Karatahta yerine bilgisayarla bağlantılı özel kalemli akıllı tahtalar (smartboard) kullanılarak yapılan eğitim sayesinde, öğrenciler bilgileri tahtadan direk bağlantı sayesinde kendi bilgisayarına alabilecek.

Fatih Projesi'nde "İstikamet" Pardus

Çok değil, geçen hafta Fatih Projesi'nin ihale şartnamesinde Microsoft'un kapalı ve sahipli teknolojilerinin şart koşulmasını eleştirmiş, Hindistan'da bu işlerin yerel kaynaklar kullanılarak nasıl yürütüldüğünü detaylı bir şekilde anlatmıştık.
Biz bu eleştirileri getiren tek İnternet sitesi değiliz elbette... Başta Özgürlükİçin portalı olmak üzere, Türk özgür yazılım camiasının pek çok bileşeni ve bilişim öğretmenleri bu duruma itirazlarını sık sık yükseltiyordu.
Bugün aldığımız ve iki ayrı bakanlığın yanı sıra Başbakanlık'tan da doğrulattırdığımız haber, son derece sevindirici: Fatih Projesi'nin ihale şartnamesinden Microsoft Windows çıkartılarak, Pardus'un adı konmuş durumda!
TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde geliştirilen Linux tabanlı işletim sistemi Pardus'un adı, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan Ulaştırma Bakanlığı'na iletilen yeni ihale şartnamesinde yer alıyor. Fatih Projesi, Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde oluşturulan "Evrensel Hizmet Fonu"ndan yararlanacağı için, ihale süreci Ulaştırma Bakanlığı tarafından yönetilecek. Türkiye'de bilgi toplumunun geliştirilmesine katkı sağlamak ve bilgisayar okur-yazarlığı da dâhil olmak üzere bilgi teknolojilerini yaygınlaştırmak amacıyla Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde kurulan "Evrensel Hizmet Fonu", Fatih Projesi ihalesi için820 milyon TL'lik bir destek sağlayacak.

Neden Pardus?

Ulusal bağımsızlık, güvenlik ve tasarruf amacıyla, TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde geliştirilen Pardus, bugüne dek son kullanıcı ve kurumlara yönelik pek çok sürüm çıkarmış bir Linux dağıtımı. Milli Savunma Bakanlığı'ndan RTÜK'e pek çok büyük kurumda kullanılan Pardus, teknolojik düzeyde rüşdünü çoktan ispat etmiş bir ürün.
Özgür yazılıma dayanan bir işletim sisteminin, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük eğitim projesinde tercih ediliyor olması, gurur verici bir gelişme. İşin bir de, sadece "ihale aşamasında" yüz milyonlarca TL'ye varan tasarruf yanı var.
Uluslararası yazılım tekellerinin iştahını uzun süredir kabartan bu ihalede, Türk yazılım mühendislerinin ortaya çıkardığı bir Linux dağıtımının kullanılması; eğitim sistemini "şirket bağımlılığından" kurtarmanın yanı sıra Türkiye'yi kendi eğitim teknolojilerini üretir bir noktaya taşıyacak.
Milli Eğitim Bakanlığı'nı bu karardan dolayı kutluyor, bu yeni ihalenin başına bir "yol kazası" gelmemesini umut ediyoruz!
Devamını Oku

26 Ekim 2011 Çarşamba

KALDIRIMLAR


KALDIRIMLAR


Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
NECİP FAZIL KISAKÜREK
Devamını Oku

Güvenlikle ilgili önemli uyarılar


Güvenlikle ilgili önemli uyarılar

5. MSN Müşteri Hizmetleri Adına Gelen Sahte E-postalar - MSNveya Windows Live Hotmail Müşteri Hizmetleri, MicrosoftDestek Hizmetleri adı altında gelen e-postalar içinde yer alan linkleri tıklayarak şifrenizi, özel güvenlikbilgilerinizi talep eden sorulara cevap vermeyin. Sadece https://support.live.com/eform.aspx?productKey=wlid&ct=eformts adresinden yapacağınız destek taleplerinizin üzerine size ulaşacak MSN desteğe cevap verin. MSN destek hizmeti ücretsizdir, parakarşılığı veya talep etmediğiniz halde size ulaşan destek mesajlarınaitibar etmeyiniz .

6. Windows Live Messenger Anlık İletilerde Gönderilen Linkler -Windows Live Messenger listenize eklenmek için tanımadığınız biri tarafından davet alırsanız asla kabul etmeyin. Kişisel bilgilerinizi isteyen bir e-posta iletisi, anlık ileti veya açılır pencere alırsanız, bağlantıyı tıklamayın. Bunu yapmanız, verdiğiniz bilgilerin siteyi oluşturan dolandırıcıya gitmesine neden olabilir. Web sitesini ziyaretetmek için adresi baştan tekrar yazın, kopyala/yapıştır seçeneğini kullanmayın. Tanıdığınız kişilerden gelen linkleri dahi kesin emin olmadan tıklamayın. Gönderen kişinin gerçekten sizin tanıdığınız kişi olup olmadığından emin olmalısınız. Aksi taktirde arkadaşınızın hesabını ele geçiren kişi sizin hesabınızı da ele geçirebilir.

7. Güvenlik Ayarlarınız - Bilgisayarınızın güvenlik ayarlarını asla düşürmeyin. Sizinle paylaşılacak bir dosyası olduğunu belirten ancakbunu görebilmeniz için güvenlik ayarlarınızı düşürmeniz gereken anlık iletilere veya e-postalara güvenmeyin. Bilgisayarınızın güvenliğini artırmak için http://www.microsoft.com/turkiye/athome/security/default.mspx adresindeki yönergeleri adım adım uygulamanızı öneririz.

Tüm bu uyarıların dikkate alınmasına karşılık bir anlık dalgınlık sonucu şifre bilgisayar korsanları tarafından ele geçirildiği takdirde, e öncelikle Parola Sıfırlama işlemi yapılmasını öneriyoruz. Bu işlemi yapmak için:

- Windows Live Hotmail giriş sayfasından 'Parolanızı unuttunuz mu?' linkine tıklanır.

- Açılan sayfada parolası sıfırlanacak Windows Live Hotmail hesabı ve güvenlik kelimesi yazılır.

- Bir sonraki sayfada iki seçenek yer alacaktır. Şayet öncedenalternatif bir e-posta adresi belirtilmiş ise 'Kendinize bir parola sıfırlama e-posta iletisi gönderin' seçeneği tıklanır. Eğer böyle bir e-posta adresi belirtilmemiş ise veya bu seçenek tıklandığı halde mesaj ulaşmıyorsa (Hesabı ele geçiren kişi alternatif e-posta adresini kendiçıkarları doğrultusunda değiştirmiş olabilir) hesap bilgilerinizi girin ve 'Gizli sorunuzun yanıtını yazın' seçeneği tıklanır.

Eğer bu yöntem ile hesap geri alınamıyorsa yapılması gereken http://support.live.com/default.aspx?page=wlglobal_propertynotsupported&productkey=wlid&locale=tr-trinternet adresinden MSN Müşteri Hizmetlerine başvurmak veya 444 6787 (MSTR) numaralı telefondan Microsoft İletişim Hattı ile irtibata geçmektir. İletişim Hattı sizi yönlendirecektir.



Yazının başlangıcı; Microsoft, bu sahte ve tehlikeli e-postaya karşı uyardı! İşte o e-posta ve önemli güvenlik bilgileri
http://www.denli.web.tr/2011/10/microsofttan-sahte-e-mail-uyars.html
Devamını Oku

Microsoft'tan sahte e-mail uyarısı!

Microsoft, bu sahte ve tehlikeli e-postaya karşı uyardı! İşte o e-posta ve önemli güvenlik bilgileri

  • Microsoft'tan sahte e-mail uyarısı!
Bilgisayar korsanları, ele geçirdikleriMSN adreslerinin Windows Live Messenger listelerinde kayıtlı olan isimler ile irtibata geçerek listelerinde sizi engelleyenleri göstereceği iddia edilen adresler gönderiyorlar.

Microsoft ise konu hakkında kullanıcılara aşağıdaki maddeleredikkat etmelerini önerdi:

1. Önemli kişisel bilgilerinizi hiçbirzaman bir e-posta, anlık ileti veya açılır pencere üzerinden başkalarınavermeyin. Yasal ve kurumsallaşmış şirketlerin çoğu, parola, hesap veya kredi kartı numarası ya da diğer gizli bilgileri istemek için buyöntemleri kullanmayacaktır. Sızdırma dolandırıcılığı yapanların insanları yanıltmaları kolaydır. Örneğin, bir e-posta iletisinin "Kimden" satırındaki adresi taklit ederler. Çoğu şirket kişisel bilgileri e-posta yoluyla istemez.

2. Herhangi bir bilgi girmeden önce web sitesinin kişisel bilgilerinizi koruduğundan ve gerçek olduğundan emin olun. Sızdırma dolandırıcılığı yapanlar, görüntülenen adresi gerçekmiş gibi gösterebilirler. Sitenin gerçekliği hakkında en küçük bir şüpheniz varsa, güvenliğinize önemverin ve siteden ayrılın. Önemli verilerin internette aktarılırken korunmasına yardımcı olacak bir önlem olarak veri şifreleme işaretlerinin durumuna bakın.

3. Güçlü şifre - Windows Live Messenger ve Windows Live Hotmail adresinizde kullandığınız şifrenizi mutlaka belirli bir uzunlukta ve kolaytahmin edilemeyecek şekilde belirleyin. Şifrelerinizi kimseyle paylaşmayın. Başka e-posta hesaplarınız, üye olduğunuz forumlar, bloglar ve başka interaktif siteler için aynı şifreyi kesinlikle kullanmayın.

4. MSN ve Windows Live Hotmail Giriş Sayfası - Bilgisayar korsanları MSN ve Windows Live Hotmail giriş sayfalarını birebir taklit ederek aslında sahte olan sayfalar düzenliyorlar. Böylece siz e-postalarınızı okumak veya Windows Live Messenger'a bağlanmak için e-posta adresinizi ve şifrenizi yazdığınızda aslında arka planda bilgisayar korsanları bilgilerinizi ele geçirmiş oluyorlar. Windows Live Messenger anlık ileti penceresinden veya Windows Live Hotmail e-postanızdan tanıdığınız bir arkadaşınızdan bile gelmiş olsa -arkadaşınızın e-posta hesabının korsanlar tarafından ele geçirilip geçirilmediğini bilemezsiniz- gönderilen linkleri dikkate almayın ve asla bu linkleri tıklayarak hesabınıza giriş yapmayın.

Windows Live Hotmail hesaplarınızı kontrol etmek için daima www.hotmail.com veya www.msn.com.tr adreslerini kullanın. Windows Live Messenger servisini kullanmak için sadece orijinal Windows Live Messenger'ı kullanın.




Güvenlikle ilgili önemli uyarılar için devamı...


http://www.denli.web.tr/2011/10/guvenlikle-ilgili-onemli-uyarlar.html
Devamını Oku

18 Ekim 2011 Salı

Sınırı aştılar: 24 şehit

TERÖRE LANET EDİYORUZ

Asker, sivil, kadın, çocuk demeden katliam yapan PKK, önceki gece vahşi yüzünü Çukurca'da gösterdi. Ağır silahlarla sınırı geçen 250 terörist, 7 ayrı güvenlik noktasına saldırdı. Bir üsteğmen ve iki astsubayla birlikte 24 Mehmetçik şehit düştü. PKK'nın son yıllardaki en kanlı saldırısı, Türkiye'yi teröre karşı kenetledi. Terörü lanetliyoruz.
Alınan bilgiye göre terör örgütü PKK önceki gece Hakkâri-Çukurca'da 7 ayrı noktaya eşzamanlı saldırı düzenledi. Irak sınırından giren yaklaşık 250 teröristin gece saat 01.00'de gerçekleştirdiği baskınlarda 24 asker şehit oldu, 18 asker de yaralandı. Güvenlik güçlerinin bulunduğu binaları uzun namlulu silahlar ve roketatarlarla yoğun ateş altına alan teröristlere ilçe merkezinde polis ve asker anında karşılık verdi. Ancak Kekliktepe'de kayıplar ağır oldu. 19 asker burada şehit düştü. Çatışmalar sabaha kadar sürdü.
Alınan bilgilere göre teröristler, önce Çukurca ilçe jandarma komutanlığına saldırdı. Bu sırada elektriklerin kesilmesinden istifade eden PKK'lılar, hükümet konağı ve polis lojmanlarına yöneldi. Eşzamanlı olarak Çukurca'ya 3 kilometre uzaklıktaki Kekliktepe, Haksel Tepesi, Kinyas Tepe, Asayiş Tepe ve Kavuşak ileri gözetleme bölgeleri de hedef alındı. Yakındaki bazı köylerden de askeri birliklere ateş açıldı. Askerlerin son kurşunlarına kadar direndiği, Kekliktepe'de Üsteğmen Murat Bek'in mermi temin etmek için depoya gitmeye çalışırken vurulduğu öğrenildi. Teröristlerin, Bek'in odasına kadar girdiği, bu sebeple birliğin merkezden yardım isteyemediği belirtildi.

Alınan bilgiye göre yaklaşık 250 kişilik PKK'lı grup, gece 12.30 sularında Belat Vadisi'nden Çukurca'ya sızdı. 15-20 kişilik gruplara ayrılan teröristler önce ilçe jandarma komutanlığına saldırdı. Tam bu esnada ilçede elektrikler kesildi. Bu durumdan istifade eden PKK'lılar, yaklaşık 600 metre ilerideki hükümet konağı ve arkasında bulunan polis lojmanlarını hedef aldı. Roketatarların da kullanıldığı saldırıya Özel Harekât polisleri anında karşılık verdi. İlçe merkezinde saldırılarla eşzamanlı olarak Kekliktepe üs bölgesi hedef alındı. Çukurca'ya 3 kilometre uzaklıkta bulunan Kekliktepe'deki ileri gözetleme üs bölgesi de yaklaşık 50 kişilik terörist grubun saldırısına uğradı.
40 askerin görev yaptığı bölge, uzun namlulu silahların yanı sıra roketatarlarla vuruldu. 19 asker şehit olurken, çok sayıda asker yaralandı. PKK'lılar, Haksel Tepesi, Kinyastepe, Asayiştepe ve Kavuşak ileri gözetleme bölgelerini de ateş altına aldı. Kinyastepe ve Kavuşak ileri gözetleme noktalarına Irak sınırından havanlı saldırı yapıldı. Bu bölgelerdeki çatışmalarda da 5 asker şehit düştü. PKK'lıların, eylem sırasında yakındaki bazı köyleri de kullandığı, buralardan askeri birliklere ateş açıldığı belirtiliyor. 4 saat süren çatışma sırasında askerlerin son kurşunlarına kadar direndiği, Kekliktepe'de çarpışan Üsteğmen Murat Bek'in mermi temin etmek için depoya gitmeye çalışırken vurulduğu öğrenildi.
Teröristlerin, Bek'in odasına kadar girdiği, bu sebeple de birliğin yardım çağıramadığı belirtildi. Emniyet binalarına yönelik saldırıya ise Özel Harekat polisleri anında karşılık verdi. Olay yerinde 12 adet patlamamış roketatar mermisi bulundu. Öte yandan haber ajansı Reuters, saldırı sırasında 15 teröristin de öldürüldüğü bilgisini geçti. Saldırıya, İran'dan çekilen PJAK'a bağlı teröristlerin de katıldığı iddia ediliyor. Bir kısmının da Çukurca Kazanvadisi bölgesinde barındığı belirtiliyor. Hain saldırıda şehit olan askerlerin isimleri şöyle: J. Üst. Murat Bek (Yozgat), J. Kd. Bşç. İbrahim Geçer (Konya), P. Astsb. Bilal Özcan (İstanbul), P. Uzm. Çvş. Halil Özdoğru (Sinop), P. Uzm. Çvş. Mustafa Aslan (Çorum), P. Uzm. Onb. Reşit Eracan (Elazığ), P. Çvş. Koray Özel (Adana), P. Çvş. Yunus Yılmaz (Ankara), P. Çvş. Birol Elmas (Sakarya), P. Onb. Mesut Cengiz (Hatay), P. Onb. Mesut Kazanç (Erzurum), P. Onb. Yavuz Çoban (Aksaray), P. Onb. Fikret Özer (Samsun), P. Onb. Hüseyin Güldal (Kocaeli), P. Onb. Soner Ateşsaçan (Artvin), Eyüp Çolakoğlu (İstanbul), İdris Çam (Kahramanmaraş), Fevzi Kazak (Gaziantep), Mehmet Çetin (Aydın), Süleyman Kalkan (Isparta), Ahmet Tunçer (Bitlis), Mehmet Ağgedik (Elazığ), Ramazan Akın (Ağrı), Ufuk Bozkurt (Kırklareli).
ÖZEL TİM, K.IRAK'TA TERÖRİSTLERİN PEŞİNDE
Çukurca'daki askeri birliğe saldıran PKK'lıların Kuzey Irak'a kaçtıkları yönündeki istihbarat üzerine askeri birlikler sınırı geçti. Sıcak takip yapan Jandarma komando birliklerinin ilerlemesi sürüyor. Diyarbakır'dan kalkan savaş uçakları da Kuzey Irak'taki PKK kamplarını bombalamaya başladı. Türkiye'ye en yakın kamp olan Zap başta olmak üzere Kandil, Hakurk ve Hinere F-16'lar tarafından ateş altına alındı. Diyarbakır 2. Taktik 8. Jet Ana Üs Komutanlığı'ndan havalanan F-16'lar, kampları tek tek imha etti.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ile kuvvet komutanları da saldırı haberinin ardından sabah saatlerinde askeri bir uçakla Van'a geldi. Komutanlar buradan helikopterle Hakkâri'ye geçti. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin de Başbakanlık'ta düzenlenen terör zirvesinin ardından bölgede incelemeler yapmak üzere yola çıktı.

Devamını Oku

17 Ekim 2011 Pazartesi

Oğul! Allah Seni Milletine Bağışlasın

Oğul! Allah Seni Milletine Bağışlasın
Bir sonbahar gününün yorgun ışıkları, asude bir ölüm ülkesi Karaca Ahmet'in ıslak servileri, beyaz mermerleri, ölüm kokusu sinmiş toprakları üzerine dökülüyordu.
Mor, kırmızı, beyaz çiçeklerle bezeli taze bir toprak yığının başında bir adam duruyordu.
Başını öne eğmiş, kolları iki yana düşmüş, dört ayağı birden kesilmiş Bir küheylan gibiydi.
Sırtında mor çizgili bir gömlek vardı.
Altında morluklar oluşmuş acı pınarı gözlerinden hüzün yağmurları damlıyordu. Bayram Paşaların, Metrislerin, Pınarhisarların durduramadığı bu adam, bir servinin dibinde durmuş; berzahın bahar bahçesinden, sonsuzluğun mavi ufuklarına doğru yol alan anasını seyrediyordu.
Etrafında hiç kimsecikler yoktu.
Tipiye tutulmuş bir kuğu yalnızlığı ve çaresizliği vardı yiğit yüzünde.
Ülkesinin en kudretli insanıydı ama çaresizdi.
Bir daha başını o ananın şefkatli dizine koyamayacak, elini öpemeyecek, sarılamayacak, "ana ben geldim "diyemeyecekti.
Ne zaman yönelse odasını hep bomboş bulacak, anasının hayali, bir anıt gibi karşısında duracaktı.
Kaderi akrebin kıskacında yoğrulmuş, yüreği yorgun anayı hiç unutamayacaktı.
Yokluğu yüreğine vuracaktı.
"Anacığım! Hayatında hiç bu kadar başında duramadım, geçmişin telafisi için işte başucundayım" der gibiydi.
Her an göreve hazır bekleyen gri bulutlar ana -oğulu seyrediyordu.
Evlâdıyla abideleşmiş, destanlara sığmayan bir ana küçük bir kabre sığmış, nurlara bürünmüş yatıyordu.
Devlerin karşısında dize getiren adam, anasının başucunda dize gelmişti.
Ana-evlât iki vücud bir ruh olmuştu.
Çığlıklar dokunuyordu yüreğine, sessiz çığlıklar. Taşlardan, topraklardan, servilerden, kabirlerden yükselen ıslak çığlıklar...
Neler söylüyor, neler diyorlardı?
Dünyanın faniliğini, hayatın geçiciliğini, yeryüzünde en sahici yerlerin, serin serviler diyarı bu mekânların olduğunu haykırıyorlardı.
Taze toprak yığının başında duran yorgun adam, bu sırlar ülkesinin seslerini duymayan insanların hayatında hep bir şeylerin eksik olacağını düşünüyordu.
Sefiller'deki Jan Valjean gibi amansız takiplerin, tuzakların, komploların, pusuların, ayıramadığı ana-oğulu bir avuç toprak ayırmıştı.
Kor ateşlere gülümseyen adam, alevlerin yer değiştirip durduğu yüreğine yağan hüzün yağmurlarının altında sırılsıklamdı.
Dalga dalga kederler üzerine geldiğinde sığındığı şefkat kalesi yıkılmış ve yıkılan o kalenin altında kalmıştı.
Çoban Yıldızını kaybetmişti.
Dua pınarı kurumuştu.
Başından ayrılası gelmiyordu.
Kapıların önünde, soğuk duvarların arkasında, balkonların başında bir ömür boyu hep yolunu gözleyen, anasını belli ki çok seviyor, dumansız yanıyordu.
Sessiz çığlıkların arasından birden bildik bir ses hissetti yüreğinde. Bu onun sesiydi. Tayyibe Ana'nın sesi...
"Oğul, canım oğul, anasının, atasının alnını ak eden oğul! Sessiz yığınların sesi, dardakilerin nefesi oğul!
Derin Anadolu'nun çığlığı, hep davasını öne alan oğul!
Sesini, yiğit yüzünü herkesin sevdiği, hep yiğit, hep Anadolu kalan oğul!
Burada bekleme!
Seni bekleyenler var, senin daha yürüyeceğin çoook yollar var.
Ben gidiyorum ama geride senin gibi bir evlat bıraktığım için gönlüm inşirahla dolu.
Hatırlıyor musun oğul!
Anarşinin azdığı, kardeşin kardeşe kastettiği, beş bin vatan evladının yok yere öldüğü günlerdi. Evimizin iki tarafı balkondu. Bir balkona çıkarım, silah sesleri. Diğer balkona çıkarım yine kulakları sağır eden silah sesleri. Sen her gece eve hep geç gelirdin, yüreğim ağzımda beklerdim seni!
Her gün senden kötü bir haber alacağım diye ödüm kopardı.
Ana yüreği işte!
Gitme oğul! Gitme desem de giderdin.
Evde durduğun dakikalar, çöldeki bir bardak su gibi hemen buharlaşırdı. Doğru düzgün bizimle hiç oturamazdın, bir cumartesi, pazar olur da evde durur diye bekler dururdum. Sanki dünyanın bütün yükü üzerindeydi. Sen, rüzgar kokulu bir küheylan gibi hep dağlar aşar, sarp yollar geçerdin, o yollar benim yüreğimden geçerdi.
Benim yüreğim seni beklemekten yorgun düştü oğul!
Yorgun...
Bir de siyasete atıldıktan sonra yaşadıkların beni bitirdi oğul. Güneşe diklenen kobralar gibi üzerine geldiler, hala da geliyorlar. Her eve gelişinde 'oğlum senden ne istiyorlar' dediğimde; sen bana sarılıp, 'anneciğim olur böyle şeyler, üzülme' diyerek teselli ederdin."
Kaç defa seni dibi balçık dolu karanlık sularda boğmak istediler de sen; "bu şarkı burada bitmez" diyerek, bebek yüzlü nilüferler gibi çıktın suların aydınlık yüzüne.
Okuduğun bir şiir yüzünden sevdalısı olduğun İstanbul'dan Pınarhisar'a gönderilirken, saraya giden yolun zindandan geçtiğini bilen Yusuf'un teslimiyeti vardı yüzünde.
Samimiydin, yürekliydin, yürektendin. Diklenmedin ama hep dik durdun. Duruşun yetti Anadolu insanına.
Milyonlarca sevenin seni uğurlarken Ahmet Kaya bir şafak türküsü tutturmuştu ardından:
"Beni burada arama anne..."
Hapishanenin kapısına kadar gelen kalabalığa seslendin son kez;
"Beraber yürüdük biz bu yollarda/ Bana her şey sizi hatırlatıyor."
Sonra Pınarhisar zindanlarının demir kapıları bir gıcırtıyla kapandı üzerine.
Demir kapılar senin üzerine kapanırken, kor ateşlerin kapıları da anana açılmıştı. Zindan da yatan sen değil bendim oğul! Sen hiç değilse nerede yattığını biliyordun, ben dört ay boyunca nerede yattığımı bilmedim oğul!
Sen o karanlık hücrelerde iken ananın yüreği hep yandı durdu.
İşte, ananın yüreğini yordu bütün bunlar oğul!
Yordu... Buraya kadar dayandı yüreğim.
Zindandaki ilk sabah namazını Yasin suresini okuyarak kılmışsın, vaktin olur mu bilmem ama ben her Cuma akşamı Pınarhisar'da okuduğun o yasemin kokulu Yasinlerini bekliyorum oğul!
Bir de yine bayram geliyor. Hiç bayramın uğramadığı, mutluluğun başını uzatıp girmeye cesaret edemediği derme çatma yoksul barakalarda oturanlara yine uğra. Onlarla sofralarını, acılarını paylaş, dualarını al!
Benim dualarım onların yüreklerinde saklıdır.
Öldüğüme üzülmüyorum oğul da sana doyamadım ona yanıyorum.
Gelmedin değil geldin, geldin ama can veren de geldin.
Ağladın, gördüm seni. "Hakkınızı helal edin" sözleri Fatih Camii'nin avlusunda yankılandığında gözyaşlarını tutamadın. Bütün Türkiye bütün dünya gördü gözünden düşen o inci tanesi gözyaşlarını. Senin ağladığını görünce Anadolu devrimini gerçekleştiren analar da ağladı.
Anadolu koca bir göz olup ağladı. Bütün bir İslam dünyası ağladı.
Ağlarken sen başka değil kederli çocuğum Tayyib'imdin. Kucağıma alıp bağrıma bastığım bebeğim.
O gözyaşlarına hiç dayanamadım. Kalkıp silmek istedim ama kalkamadım oğul.
Kalkamadım.
Arkamdan camide okuduğun İnfitar Suresini de dinledim.
Senin sesindi...
Bir bahar esintisi gibi geldi buralara, yayıldı bütün bir Anadolu'ya. "Kaç anaya nasıb olmuştur böyle bir devlet" diye herkes imrendi.
Son zamanlarda gözlerinin altında oluşan morluklara hiç ama hiç dayanamadım oğul! Kendine iyi bak! Kış geliyor, üşütme. Sen üşürsen ben de burada üşürüm, sen üşürsen Anadolu üşür, insanlık üşür.
Seni önce Allah'a sonra da "Türkiye biziz"diyen Anadolu'nun yürek şırıltılarına emanet ediyorum oğul!
Hayatta iken hep balkonlardan, kapılardan baktırdığın ananı bu asude bahar ülkesinde kabir kapılarından baktırma emi!
Ne yapalım kader işte! Ülkesine sevdalı yiğitlerin yüreği de, derdi de büyük olurmuş.

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=29387&y=HarunTokakPazar

16 Ekim 2011 Pazar
Devamını Oku

28 Temmuz 2011 Perşembe

Laptop pilinizin ömrünü uzatın!

Laptop pilinizin ömrünü uzatın!

Laptop pilinizin ömrünün tükenmemesi sizin elinizde
Servet harcayıp aldığınız laptop'un pilinin 6 ayda ölmesini istemiyorsanız işte yapmanız gerekenler.

Elektrik şebekesinden uzak olduğunuz zamanlarda laptop'unuzun pilinin kısa sürede bitmesi, sizi sıkıntıya sokabilir. Bundan daha sıkıcı olan bir durum ise laptop'unuzun pil ömrünün tükenmesidir. Pil ömrü, sadece pilin kalitesi ve türüne göre değil, ona nasıl davrandığınıza göre de değişmektedir. Bu yazımızda laptop'ların çoğuyla beraber gelen Lityum-iyon pillerin ömrünü belirleyen önemli faktörleri, ve pilin ömrünü nasıl uzatabileceğinizi ele alacağız.

Li-ion pilleri hazırlama: Li-ion pillerin böyle bir sürece ihtiyacı olmadığı sıkça söylenmekte. Ancak ilk kez kullanmadan önce Li-ion pilinizi tam olarak şarj etmelisiniz.

Li-ion pil döngüsü: Li-ion piller, 300 ile 500 tam şarj veya 2000 kısmi şarj ömrüne sahipler. Uzun depolama sürelerinin ardından iki veya üç kez doldurup boşaltma işleminin kapasitede artış sağladığı yönünde raporlar mevcut. Genel olarak, Li-ion pilinizi tam olarak boşaltmamalısınız.

Pillerin bakımı: Li-ion pillere hasar veren iki şey var: Pili sonuna kadar harcamak ve ısı. Sonraki sayfamızdaki tüm maddeler, bu iki faktöre dayanıyor. 

Lityum iyon pillerde dikkat etmeniz gerekenler


Li-ion pillerde uymanız gerekenler

- kısmen deşarj ve şarj
- düşük voltajda şarj
- AC gücü bağlıyken pili çıkarmak
- pili dolapta saklarken yüzde 40-50 dolu bırakmak

Li-ion pillerde yapmamanız gerekenler

- pili tamamen boşaltmak
- aşırı hızlı şarj
- AC güçten çalışırken pili laptop'un içerisinde bırakmak (ısıdan hasar görebilir)
- pili dondurmak
- eski li-ion piller almak 


Devamını Oku

14 Temmuz 2011 Perşembe

Diyanet'ten Berat Kandili mesaj

Diyanet'ten Berat Kandili mesajı
AA   -   14.07.2011 - 15:04
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Berat Kandili gibi gecelerin ''hem Müslümanların karşılaştıkları ağır ve çekilmez acılardan kurtulma yolları hakkında düşünme hem de zaman zaman yersiz ve temelsiz hedefler adına Müslümanların birbirlerine reva gördükleri sıkıntıları sorgulama imkanı vermesi'' gerektiğini belirterek, ''Bugün artık insanlığın topyekün yaşadığı manevi kayıplar üzerine düşünmek de her Müslümanın asli görevleri arasında yer almalıdır'' değerlendirmesinde bulundu.
Görmez, Berat Kandili dolayısıyla yayımladığı mesajında, bu gecesinin diğer mübarek geceler gibi gündelik hayatın akışı içinde insana varlığını yeniden gözden geçirme, muhasebe ve tefekkür etme imkanları kazandıran fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi.
''Biz bu geceler sayesinde zaman zaman ihmal ettiğimiz kulluğumuzun farkına varıyor, kendimize çeki düzen veriyor, Cenab-ı Hak'la olan ilişkilerimizi yeniden tazmin etme fırsatı buluyoruz'' değerlendirmesinde bulunan Başkan Görmez, bu gecelerin birer rahmet kapısına dönüştüğünü vurguladı.
Görmez, Berat gecesinin de diğer geceler gibi tefekkür, tezekkür ve yenilenme gecesi olduğunu ifade ederek, Berat Kandili'nin hem düşünce, tefekkür ve anlamlar dünyasına hem de gönül dünyasına üç şey kazandırdığını kaydetti.
Berat Kandili'nin her türlü şer, kötülük, haksızlık ve adaletsizlikten uzak kalmayı öğrettiğini anlatan Görmez, Müslümanların bu gecede kendilerini adeta yeniden tasnif edip planlayarak, Kuran ve sünnet ölçüleri içinde bir kez daha gözden geçirerek, gerçek mümin olma yolunda mesafe katetme imkanına sahip olunduğunu belirtti.
Görmez, Berat Kandili'nin Rabbin affediciliğine ve bağışlayıcılığına sığınmayı, kendimize, ailemize, din kardeşlerimize ve tüm kainata karşı affedici, onarıcı ve bağışlayıcı olmayı öğrettiğini de vurguladı.
''Berat aynı zamanda kırılan kalpleri onarma, dargınlık duvarlarını yıkma, kin, nefret ve intikam duygularını aşma günüdür. Yaradanın affına erebilmek için yaradılanı affetme günüdür'' ifadesini kullanan Görmez, bu günün ayrıca arzuların, tutkuların, bencilliğin esaretinden nasıl kurtulacağını da öğrettiğini bildirdi. Görmez, şunları kaydetti:
''Bizi günahla buluşturan her türlü bağdan kurtulmak, bir şekilde ruhumuza sızmayı başarmış şer ve mefsedetten azat olmak, şeytanın her türlü oyun ve desiselerine karşı dirayet kazanma konusunda bize kalıcı, geliştirici bir bilinç kazandırır. Nefis ve şeytana ve onların hilelerine karşı her zaman yüksek bir teyakkuzda olmayı hatırlatır.
Bu gece vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, insanlık için gönderilmiş hayırlı bir ümmetin bireyleri olarak her birimize yüksek sorumluluklar düşmektedir. Etrafımızda olup bitenlere karşı duyarsızlığımızı sürdürerek, bizi sürekli kuşatan tuğyana karşı mütemadiyen kayıtsız kalarak salih bir mümin olma iddiasını korumamız mümkün değildir. Bu gecelerde adaletsizliklere, ikiyüzlülüklere, insanı baştan çıkaran ve onu Rabbinden uzaklaştıran iğvalara karşı gerekli duyarlılıklarla donanarak dua ve niyazlarımızı bir özgürlük beratıyla taçlandırmak durumundayız. Bu geceler bize hem Müslümanların karşılaştıkları ağır ve çekilmez acılardan kurtulma yolları hakkında düşünme hem de zaman zaman yersiz ve temelsiz hedefler adına Müslümanların birbirlerine reva gördükleri sıkıntıları sorgulama imkanı vermelidir. Bugün artık insanlığın topyekün yaşadığı manevi kayıplar üzerine düşünmek de her Müslümanın asli görevleri arasında yer almalıdır.''
Allah'a içtenlikle yönelinen bu gecede ondan af ve mağfiretin öğrenilmesi gerektiğini vurgulayan Görmez, tüm İslam aleminin Berat Kandilini kutladı.
Devamını Oku

13 askeri şehit eden PKK terör örgütüne lanet yağıyor

13 askeri şehit eden PKK terör örgütüne lanet yağıyor
Diyarbakır'da 13 ASkeri şehit edip, 7 askeri yaralayan terör örgütü PKK'ya lanet yağıyor. Acı haberin duyulmasının ardından haber merkezlerine faks gönderen iş dünyası, siyasetçiler birlik ve beraberlik mesajları verdi.
14.07.2011 - 20:00
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Diyarbakır ili Silvan ilçesi kırsalındaki terör saldırısı sonucu 13 güvenlik görevlisinin şehit olması üzerine sert bir açıklama yaptı. İlk defa güpegündüz böyle büyük bir saldırı olduğunu aktaran Destici, "Hükümet açılım politikalarına ayıracağı zaman ve enerjinin yarısını terörle mücadele konusuna ayırıp, kararlılığını göstermiş olsaydı belki bir mesafe alınabilirdi. Bölgede güvenlik sağlanmadan yapılacak bir açılım havanda su dövmek olacaktır. Yüreğimizi yakanların inlerini yakmadan, Kandil'i söndürüp, İmralı'yı susturmadan atılacak adımlar sadece ve sadece terörün işine yarar ve terörü cesaretlendiren bir söylem mesabesinde kalır. Şöyle ki son zamanlarda terör örgütünün açıklamalarındaki ukalalalık ve pervasızlık herkesin malumudur. Kaçırdıkları askerlere 'savaş esiri' demekten bile çekinmeyen bir pervasızlık karşısında artık yapılacak ne bir müzakere ne de bir açılım söz konusu olabilir. Meseleyi savaş zaviyesinden değerlendirenlerle müzakere olmaz. Bunlara anlayış göstermek en hafif değerlendirmeyle gaflettir." dedi.
Bölücü terör unsurlarının siyasi uzantıları da pervasız duruşlarını devam ettirdiğine dikkat çeken Destici, "Yemin etmeme ısrarlarını sürdürüyorlar. Kararlı bir devlete bu noktadan sonra yakışan iş PKK'ya terör örgütü bile diyemeyen bu güruhun milletvekilliklerini düşürmektir. TBMM gereğini yapmalıdır. Milletin TBMM'den beklediği budur. Hak bilmez, hukuk tanımaz, dağdaki zihniyeti Meclis'e taşıyan, aynı onlar gibi davranış içinde olan bu güruha demokrasi denilerek anlayışla yaklaşmak bu milletin huzur ve güvenliğine karşı yapılmış bir dalalettir. TBMM'nin yapacağı ikinci iş ise hemen idam cezasını TCK'ya tekrar koymaktır. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Terörle mücadelenin yolu yöntemi bellidir." değerlendirmesinde bulundu.
DSP Genel Başkanı Masum Türker ise açıklamasında, "Diyarbakır'dan gelen şehit haberi, hepimizi derinden yaralamıştır. Şehitlerimizin ailelerine, yakınlarına, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve milletimize başsağlığı, şehitlerimize rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyoruz" dedi. Son günlerde siyasette yaşanan gerginliğin terörü azdırdığını savunan Türker, "Siyasi gerginlikler nedeniyle yaşanan yönetim zaafiyeti, ülkemizi bu noktaya taşımıştır. Terör ile herhangi bir sonucun alınmayacağını terör örgütü de bunlara destek olanlar da teröre göz yumanlar da bilmelidir. Hain terörü tekrar şiddetle kınıyor ve ülkeyi yönetenleri sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyorum." dedi.
HAS PARTİDEN GENELKURMAY'A TELGRAF
HAS Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Silvan'da teröristlerle girdiği çatışmada şehit olan ve yaralanan askerlerimiz için taziye ve başsağlığı mesajı yayınladı. Kurtulmuş, Genelkurmay Başkanı Işık Koşanar'e de telgraf gönderdi. Kurtulmuş, mesajında, "Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde teröristlerle girilen çatışmada 13 askerimizin şehit olduğunu, 7'sinin de yaralandığını büyük bir üzüntü ile öğrendim. Çatışmada şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum" dedi.
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Diyarbakır'da 13 askerimizin şehit edilmesi, 7 askerin de yaralanmasına neden olan hain saldırı dolayısıyla yayımladığı mesajda, terörün bir insanlık suçu olduğunu ve bu suçu işleyenlerin bu ülkenin birlik ve beraberliğini bozamayacağını ama tarihe aşağılık eylemlerin failleri olarak geçeceklerini bildirdi. TOBB Başkanı, "Türk İş dünyası adına bu menfur olayı bir kez daha lanetliyor, şehitlerimize Allahtan rahmet, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı, gazilerimize de acil şifalar diliyorum." dedi.
BÖLÜCÜ SÖYLEMLERDEN KAÇININ
KOBİDER Başkanı Nurettin Özgenç, ise bu saldırının seçimden sonra Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya, karanlık günlere döndürmeye çalışan millet ve demokrasi düşmanlarınca gerçekleştirildiğini ifade etti. Özgenç, "Türkiye olarak ülkeyi karanlığa sürüklemeye çalışan derin güçlerin kirli eylemlerinin karşısında durmaya devam edeceğiz. Bu vesile ile bir çok dünya ülkelerinin gıpta ile baktığı demokratik seçimden sonra meclisi anlamsız boykot etmek ve yemin krizleriyle toplumu gerecek, kutuplaştıracak, demokratik özerklik gibi bölücü söylem ve davranışlardan kaçınmaya davet ediyoruz."
(CİHAN)
Devamını Oku

Diyarbakır'da hain saldırı: 13 şehit, 7 asker yaralı

Diyarbakır'da hain saldırı: 13 şehit, 7 asker yaralı
14.07.2011 - 22:32
Diyarbakır'ın Silvan ilçesi kırsal kesiminde teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 13 asker şehit oldu, 7 asker yaralandı.

Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, Bayrambaşı beldesi Dolapdere Köyü kırsal kesiminde arazi arama tarama faaliyeti yürüten güvenlik güçleriyle bir grup terörist arasında sıcak temas sağlandığını ve çatışma çıktığını söyledi.
Çatışmada 13 askerin şehit olduğu yönünde bilgi aldıklarını belirten Toprak, ''Üzüntülüyüz. Bölgede operasyonlar sürdüğü için bilgi akışı da devam ediyor. 13 şehidimiz, 7 yaralımız var. 10 şehit ve 7 yaralı asker Diyarbakır Asker Hastanesi'ne getiriliyor'' dedi.
SİLVAN'DA ÇATIŞMALAR SÜRÜYOR
Diyarbakır'ın Silvan ilçesine bağlı Bayrambaşı beldesi kırsalında 13 askeri şehit eden PKK'lı grubun çembere alındığı belirtiliyor. 20-30 kişilik terörist grubun imhasına yönelik operasyona özel harekat timleri de katılıyor.
Bir süre önce Lice ilçesi Ziyaret köyü yakınlarında kaçırılan 2 asker ve 1 sağlık görevlisini kurtarmak için jandarma güçleri dün gece arazi arama tarama faaliyetine çıktı. Bayrambaşı kırsalında güvenlik güçleriyle teröristler arasında sıcak temas sağlandı. Pusu kuran teröristlerin yoğun ateşi altında kalan jandarma birliği 13 şehit verdi. 7 asker de çatışma sırasında yaralandı.
Sivan-Kulp-Hazro üçgani ile Bingöl'ün Genç ilçesine uzanan ormanlık alanda yaşanan olayın ardından bölge ablukaya alındı. Özel harekat timleri skorski helikopterler tarafından havadan bölgeye indirildi. Çembere alınan bölgede 20-30 kişilik bir PKK'lı grubun bulunduğu kaydediliyor.
BAŞBAKANLIK'TA ACİL ZİRVE
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin,GenelkurmayBaşkanı Orgeneral Işık Koşaner ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile bir araya geldi.
Diyarbakır'da 13 askerin şehit edilmesinin ardından, Başbakan Erdoğan, İstanbul programını iptal ederek Başbakanlık Merkez Bina'da Atalay, Şahin, Koşaner ve Fidan ile bir araya gelerek durum değerlendirmesi yaptı.
Başbakanlıktaki güvenlik toplantısına katılmak üzere Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel de Başbakanlık Merkez Bina'ya geldi.
Zirve saat 18.45 civarında sona erdi.
Devamını Oku

20 Haziran 2011 Pazartesi

Hey On Beşli

Hey On Beşli

Tokat'ta serin bir ilkyaz gecesi. Gülbahar Hatun Camii'nin ruhaniyetine sığınmış olan tarihi Sedir Han'da Tokat'ın yiğit yüzlü dostlarıyla birlikte oturuyoruz.
1920'li yıllara ait büyük resimlerde; At arabaları ve merkepleri ile Taşhan'ın önündeki Pazar yerinde öteberi satan insanlar...
Ali Paşa Camii'nin önünde sıralanmış arzuhalciler...
Mis gibi tarçınlı sahleplerin, cevizli çöreklerin, vişneli dondurmaların özenle yapıldığı sahlepci rahmetli Remzi Bey'in dükkânı taş duvarlardaki yerlerini almışlar. İlk yaz akşamının serin rüzgârları bağrımıza estikçe, tarihi hanın taş duvarlarındaki yoksulluğun duman duman tüttüğü resimlere baktıkça, semaverde çaylar buhar buhar yükseldikçe, sohbet her geçen dakika koyulaştıkça; Yozgatlı Kınalı Hasan'ın, Kastamonulu Zehra Bacı'nın, bir Tokat türküsü olan Hey On Beşli' nin yürek yakan hikayeleri de bir bir sıraya giriyor.
Hepsinin olduğu gibi on beşli'lerden Hüseyin'le Hediye'nin hikayesi de oldukça yürek yakıcıydı...
Tokat'ın taş döşeli dar yollarından yaylı at arabalarının gelip geçtiği yıllarda yüzü kaleye bakan ahşap evlerden birinin şenliğiymiş Hediye.
Üç eteği sırma işleme, başı Tokat işi oyalı yazmalı, alımlı edalı bir körpe imiş.
Kınalı Kazova üzümlerinin toplanıp pekmez yapıldığı aylarda Tahtoba köyünün saygın Köy ağası bir babanın biricik oğlu Hüseyin'e istemişler onu.
Önce vermek istememişler. "Yaşı küçücek," demiş anası. "Baba ekmeği yemedi doyuncaya dek."
Bekleyeceklerini söylemiş oğlan tarafı;
Hediye ile Hüseyin'in sözleri kesilmiş.
Kış boyu kafesli pencerenin önündeki sedirde oturup yoldan geçen herkesi "Belki Hüseyin'dir" ümidiyle süzerek küçük ellerinin ak parmaklarındaki iğne ile al yazmalar, örtüler işlemiş Hediye.
İlkbaharda kiraz ağaçları tomurcuğa dururken bir haber yayılmış ortalığa. Anadolu'da ateş düşmedik ocak bırakmayan seferberlik, bu kez On Beşli' leri istiyormuş. Şehirden şehire, köyden köye haber uçurulmuş.
Kimini Çanakkale'ye yazmışlar, kimini Filistin'e, kimini Yemen'e. Arkalarından maşrapalarla su dökmüşler On Beşli'lerin. Yavuklular, yanaklarından süzülen gözyaşlarını yazmalarının ucundaki gül oyalarına silmişler. İçlerindeki yangını Türkü yapıp, yiğitlerin ardından ağıt yakmışlar.
"Hey on beşli on beşli
Tokat yolları taşlı
On beşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı"
Tahtoba köyünden bölüğe çağrılan gençlerin arasında Beyoğlu Hüseyin de varmış.
Hüseyin, Örtmeliönü'ndeki ahşap konağın kapısını çalmış önce. Hediye'nin ana babasının elini öpmüş; göz ucuyla utançtan yüzü kızaran Hediye'ye bakarak, helallik dileyip ayrılmış. Ayrılmış ayrılmasına da gönlü o ahşap konakta kalmış, başını çevirip çevirip ardına bakıp durmuş;
"Sevdiğim pek küçücek
Koyup da gidemiyom" demiş.
Dualarla uğurladıkları delikanlılarının bir bir toprağa düştüğü haberini alan kara bahtlı analar, kara çatkılı yavuklular, dul kalan tazeler maşrapalarla su döküp ıslattıkları kapı önlerini gözyaşlarıyla ıslatmışlar.
Memlekette ateş düşmedik ocak kalmamış.
Eli yüreğinde uyanmış her sabah Hediye.
"Şu çıplak dağların ardına gitsem bulur muyum Hüseyni mi, çok mu uzaktı bu Yemen dedikleri?" deyip durmuş.
Seneler geçmiş, dönen olmamış Yemen'den.
Evler erkeksiz kalmış.
Dağlarda eşkıyalar peydahlanmış. Hükümet baş edemiyormuş artık onlarla.
Para eder her şeyi topluyor, cepheye gitmiş yiğidinin yasını tutan taze gelinleri dağa kaldırıyormuş eşkıyalar.
Hediye'nin anasıyla babası utana sıkıla açmışlar korkularını kızlarına.
"Kara yazgılı kızım, biliriz beklediğin var ama işte seneler geçti. Dört kış, dört yaz bitti bir haber yok Hüseyin'den, kim gitti de geri geldi ki Yemen ilinden. Biz yaşlandık, gayri senin namusunu koruyamayız. Yazma ustası Emin Efendi sana talip oluyor. Erkeğin yaşlısı olmaz. Emin Efendi zengin bir tüccardır. Oğlu uşağı yok, koca evde bir fidai başın olacak. Git evini ocağını kur. Yuvanı bil sen de." Demişler.
Bahtsız Hediye yaşın yaşın ağlayarak çıkarmış parmağındaki yüzüğünü.
Küçücük kınalı elleriyle silmiş gözyaşlarını. Yüzünü birkaç kez görüp yüreğine nakşettiği Hüseyin'in yasını tutmasına fırsat olmadan, sırma işlemeli al bindallı giymeden yeni evine girmiş.
Son güne kadar Hüseyin'inden haber alma ümidiyle beklemiş durmuş;
"Gidiyom işte ben de
Bir arzum kaldı sende"
"Hayalde gör, düşte gör hele bir de düş de gör" demiş ya eskiler. İnsanın işi bir kez ters gitmeye görsün.
Evlendikleri yıl Emin Efendi , Hakka yürümüş.
Bahtsız Hediye daha on yedisini doldurmadan bir başına kalsa da
"Yuvamı bırakıp baba evine dönsem ne yapacağım" diyerek, iyi kötü benimsemiş yeni hayatını.
Ay karanlık bir gecede koca evin çift kanatlı kapısının önüne dayanmış eşkıyalar. İçeri dalmışlar azgın kurtlar gibi. Sepet sandık dağıtmışlar, feryadına kulak vermeyip sırtlamışlar Hediye'yi.
Hoyrat eller dağdan dağa dolaştırmış bahtsız tazeyi.
Bir gün, tan yeri kırmızı bir utançla kızarırken Takyeciler Camii'nde sabah namazından çıkan yaşlılar kaldırıma bırakılmış bir kadın bulmuşlar.
"Tokat yolu kaldırım, düştüm beni kaldırın" diye yalvarmış Hediye. Dönüp bakan olmamış.
Hüseyin dağ-taşın çiçeğe büründüğü bir bahar başında çıkıp gelmiş köyüne.
Beyaz badanalı bahçe duvarının önünde yabancı bir erkeği görünce yaşmaklanacak olmuş anası.
Sonra sekiz yıldır ağlaya ağlaya ferini tükettiği gözlerinden değil de yüreğiyle tanımış oğlunu.
Beklemiş Hüseyin. Susup beklemiş birilerinin Hediye'den söz etmesini beklemiş. Ne anası, ne bacısı adını anmamış gelinlerinin.
Dayanamamış sonunda;
"Ana, Hediye'm nasıl?" demiş."Hediye'yi sorma oğul. Kız kısmı bunca sene durur mu? Uçurdular yuvadan onu" demiş anası.
Sabah Tokat'a giden bir at arabasına atlayıp Örtmeliönü'ne gelmiş Hüseyin.
Bahçesindeki kirazların çiçek açtığı ahşap evin bakır kapısının halkasını vurmuş elleri titreyerek, ses veren olmamış.
Karşı evin penceresinden biri seslenmiş;
"Onlar buradan ayrılalı çok oldu"
"Ya Hediye?"
"Hediye'ye ne olduğunu bilmeyen mi var Tokat'ta. Ana babası utancından terk etti buraları. Hediye de alıp başını gitti. Hatta giderken söylediği sözler dillerde;
"Gidiyom elinizden
Kurtulam dilinizden
Yeşil baş ördek olsam
Su içmem gölünüzden"
Can alıcı kurşunlara uğradığında bu kadar yıkılmamış Hüseyin.
Yedi düvel düşmanın yıkamadığı yiğitin omuzları düşmüş.
Almış başını gitmiş Hüseyin. Hediye gibi onun da o gün bu gün nereye gittiğini bilen olmamış.
Buhar buhar kaynayan semaver, cepeheye yiğit taşıyan kara tren gibi taş duvarlarda duman duman yol alıyordu.
Tarihi Sedir Handa Tokat kahramanlarıyla Anadolu türküleri kadar hüzünlü ve güzel bir gece geçirmiştik.
Gece geç vakit olmuştu.
Kalktık.
Herkes evine, oteline döndü.
Bense aldım başımı gezdim sokak sokak.
O gece anladım yeşilbaşlı ördekler neden su içmez Tokat'ın pırıltılı derelerinden?
O gece anladım. Bereketli elleriyle kızgın saç üzerinde çökelekli gözleme yapan reyhan kokulu Türkmen kadınlarının yanık sesiyle söylediği bu türkünün bir oyun havası olmadığını.
O gece anladım bu türkünün dünyanın yedi köşesinde gök ekin misali biçilen On Beşli'lerin yası olduğunu.
O gece anladım namuslu bir kadın olan Hediye'nin, Haç Dağı'nda yatan kırk kızlar kadar masum ve meçhul olduğunu.
Ve o gece anladım. Bu günlerde dünyanın dört bir yanından Türkçe bayramına gelen bahar çiçeklerinin yad ellerde yatan taze yiğitlerin yürek yangınlarında açtığını.
Kara küheylanını aydınlığa süren bir ışık süvarisi gibi sabaha doğru koşarken gece, ben de döndüm, eli böğründe beni bekleyen öğretmen evine.


Harun TOKAK
Devamını Oku

Yukarı git