/>
Sabah Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabah Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2011 Pazartesi

Türkiye rahat bir nefes aldı!

Türkiye rahat bir nefes aldı!

AK Parti dün müthiş bir zafer kazandı. 2002'den beri girdiği her seçimi ve referandumu kazanan Başbakan Erdoğan yine başardı!
Şimdiye kadar hiçbir parti, girdiği üçüncü genel seçimde, "oylarını artırarak birinci" gelmemişti.
Buna en yakın başarıya Demokrat Parti döneminde şahit olmuştu Türkiye:
Demokrat Parti, 1950 ve 1954 yıllarında seçimleri büyüyerek kazanmış, ancak ekonomiyi iyi yönetemediği için, 1957'de kazanmasına rağmen gerilemeye başlamıştı.
Eğer askerler darbe yapmasaydı, bütün araştırmalar, 1961'de yapılacak genel seçimi kaybedeceğini gösteriyordu.
İşte AK Parti'nin benzersizliği burada: 2002'de kazandı... 2007'de oyunu yüzde47'ye çıkardı... 2011'de ise yüzde 50'yi yakaladı.
Peki, AK Parti bu başarıya nasıl ulaştı? Değişen Türkiye'yi doğru okuması sayesinde...
Ne demek bu? Yani çoğunluğun ne istediğini gördü ve ona istediğini verdi. Ama bunu yapabilmek için dünyayı da doğru okudu.
İşte bu yüzden Başbakan Erdoğan, "Balkon" konuşmasında sadece Türkiye'ye değil, çok geniş bir coğrafyaya hitap ederek, bir dünya lideri olduğunu gösterdi. 


***

Bazı yorumcuların, bilgiç bir üslupla, "Seçmen şöyle diyor... Millet bunu istiyor" türü laflar etmesinin hiçbir anlamı yok.
Çünkü "halk" ("millet"), Ahmet- Ayşe türü bir "özne" değil... Biz ancak seçmenleri oluşturan "öbeklerden" söz edebiliriz.
AK Parti'ye oy veren öbek... Yani 50 milyon seçmenin yarısı... Türkiye'ningerçekçi, rasyonel, pragmatik kesimini temsil ediyor.
Bu insanlar, "ekonomik gelişme, refah, istikrar" için oy veriyor:
Örneğin ev sahibi olmak, iş bulmak, işini geliştirmek, hızlı trene binmek, çocuğunu okutmak, duble yollarda araç sürmek, uçakla seyahat etmek, komşu ülkelere vizesiz gitmek, kolayca sağlık hizmeti almak için...
Sonuçlar benim "romantik" dediğim, "icraata değil kavramlara" oy veren seçmen tipinin azaldığını gösteriyor: Aksi halde AK Parti'nin oyu, 2007'ye göre artmazdı.
Başbakan Erdoğan, 5 milyon yeni oy kazandıklarını belirtti. Daha ne olsun? Daha ne yapsın?
Türkiye gibi ekonomisi bu kadar çeşitlenmiş, çok sayıda etnik grup barındıran bir ülkede, yüzde 50'lik bir mutabakatsağlamak siyasi bir mucizedir. 
***

Bu seçimin bir galibi de piyasa ekonomisidir. Zaman geçerken "yeni kesimler" piyasa ekonomisinin parçası haline geliyor ve bundan memnun oluyor.
CHP'li sosyologların yanıldığını, "yeni" sandıkları kesimin aslında "eski ve demode" olduğunu, gerçekten yeni olan orta sınıfı AK Parti'nin temsil ettiğini defalarca yazdık. Anlamak istemediler.
Eski orta sınıf çoktan statükocu oldu: Ancak "İnadına CHP" diyebiliyorlar. Bu "Biz değişmeyiz3 demektir.
Değişimi yeni orta sınıf gerçekleştiriyor. 
***

Birkaç saptama yapalım: 
 CHP'yi şişiren, yıkayıp yağlayan, "Yeni CHP" teorisi yapan medyacılar ve akademisyenler duvara tosladı. Ya gözlerinin önündeki gerçeği görmekten acizler... Ya da düpedüz yalan söylüyorlar. 
 Araştırma şirketlerinin aklını başına toplaması gerekiyor. Hata payı olur elbette ama bu kadar da değil! 
 Kemal Kılıçdaroğlu'nun ucu kaçmış iddialarının, gemlenmemiş vaatlerinin, şirazesi bozulmuş suçlamalarının ciddi bir etkisi olmadığı, çoğunluğun bunlara prim vermediği ortaya çıktı. "Lider Türkiye" hayalini kuranlar, rahat bir nefes aldı!
 Kemal Bey henüz bir yıllık bir başkan olduğu için böyle bir sonuç çıktığı söyleniyor. Halbuki CHP'nin durumu kötü sayılmaz. Oyunu ve milletvekilini artırdı. 
 The Economist başta olmak üzere Türkiye üzerine siyasi çıkar fantezileri kuran Batı medyasının hevesi kursağında kaldı. 
 'ABD tipi Başkanlık Sistemi' fikri galiba rafa kalkıyor. Buna karşılık Başbakan Erdoğan, eğer istiyorsa, 2014'deCumhurbaşkanı olmak üzere çalışabilir. 
 MHP, Devlet Bahçeli ile devam edemez artık. Bu liderle MHP'den ne köy olur, ne kasaba. "Türk milliyetçiliği", kayda değer projeler üretmeden, her şeye "hayır" demek midir? 
 BDP hiç kuşkusuz bu seçimin bir başka galibi... Kürt ulusalcılığı bir "sıklet merkezi" yaratmış durumda. Artık onlar da Meclis'teki hemen her siyasi denklemin parçası olacak. 
 Seçimler, Sosyalist Sol'un artık medyadan ve aydınlardan güç alan bir "eleştiri odağı" olmaktan öteye geçemediğini gösteriyor. Sokaktaki Sosyalist Sol, bugün "taş atanlar, kavga çıkaranlar" grubundan başka bir şey değil. 
Devamını Oku

26 Ağustos 2010 Perşembe

'Evet' çıkması işsizliği nasıl düşürecek?

'Evet' çıkması işsizliği nasıl düşürecek?

Ne diyor CHP: "Bu Anayasa değişikliği işsizliği azaltmaz. O halde hayır."
Önce olaya "teorik" açıdan bakalım... Eğer anayasalar işsizliğe merhem olsaydı, ekonomisi zordaki her ülke yeni bir anayasa yapardı.
Eğer anayasa yazmakla işsizlik azalıyorsa, iktisatçılara değil, anayasa hukukçularına ihtiyacımız var demektir.
Yani CHP iktidara gelince öyle bir Anayasa yazacak ki ekonomi güllük gülistanlık olacak.
Ancak memur kafalılar böyle iddialarda bulunur, ekonomiyi yasalarla büyütmeye çalışır.
***
Bir de meselenin "pratik" yönü var...
İşin eğlenceli yanı ne biliyor musunuz?
Eğer referandumda evet çıkarsa, işsizlik gerçekten azalacak! Yani maddelerden ziyade, "sandığın sonucu" olumlu etki yapacak. İşsizlik elbette sıfıra inmeyecek ama birkaç puan düşecek.
Mekanizma şöyle işliyor:
1) Oylamada evet çıkması, halkın değişimden ve istikrardan yana olduğunu gösterecek. 
"Kısa vadede siyasette büyük çalkantılar olmaz" diye düşünen işadamları, parayı tutmak yerine, yatırıma yönelecek. Bu da işsizliği azaltacak.
2) Mevcut durumda vergi borcu olan işadamları yurtdışına çıkamıyor. Bu da ihracatı baltalıyor.
Anayasa önerisi bu yanlışı düzeltiyor: Yurtdışına çıkarak iş anlaşması yapanlar, siparişleri karşılamak için istihdamı artırıp, işsizliği düşürecek.
***
Bence asıl önemlisi şu:
3) Kürt tüccarlar ve işadamları, evet çıkarsa şahlanacak! Yatırım ve ticaret, Güneydoğu'da patlayacak, bu da işsizliği azaltacak.
Gelin bu maddeyi biraz açalım.
Bizim medya Kürt burjuvazisini daha yeni keşfediyor. Halbuki defalarca yazdık:
Hem Türkiye'deki Kürt tüccar ve işadamlarının, hem de Kürdistan'dakilerin gözü önce İstanbul'da, sonra Ankara'da...
Ayrılmak değil, bütünleşmek istiyorlar...
Niye? Çünkü... Vizeler kaldırılıyor... Türkiye bölgede atılımlar ve açılımlar yapıyor... Ekonomisi büyüyor...
Ne ki Kürt tüccar ve sanayicileri hâlâ şiddetle, PKK yöneticilerinin kaprisleriyle, BDP'nin sıkışmışlığıyla ve Öcalan'ın ego-siyasetiyle uğraşıyorlar.
***
Yani para akıyor...
Kürt burjuvazisi bakıyor!
Halbuki onlar da bu fırsatlar ortamında kazanmak istiyor.
İşte bu nedenle tercihleri evetten yana.
Birer Kürt olarak elbette Kürt haklarına duyarsız değiller.
Şimdi çıkacak bir evetin, Kürt kimliğine özgürlük sağlayacak yeni bir Anayasaya ön ayak olacağının da farkındalar. 
'Hayır' ise gerilim, belirsizlik, karamsarlık getirecek Kürt iş âlemine...
CHP-MHP koalisyonunun TÜSİAD'ın oyuncağı olacağını onlar da biliyor.


Sabah Gazetesi, Emre AKÖZ
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/akoz/2010/08/27/evet_cikmasi_issizligi_nasil_dusurecek
Devamını Oku

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Şirket manzaraları: 'Oyum Evet' demeye çekiniyor musunuz? Yalan söyleyin!

Şirket manzaraları: 'Oyum Evet' demeye çekiniyor musunuz? Yalan söyleyin!

Geçen gün bir kısım Hayırcının ahlak zaafına değinmiştik: Ekranlarda, üstelik deEvet yanlısı kanallarda, bağıra çağıra Hayır propagandası yapıyor...
Sonra da hiç utanmadan, "Özgür değiliz. Üstümüzde baskı var, Hayır demeye korkuyoruz" diyorlar!
Aslında gündelik hayatta, örneğin arkadaşlık ilişkilerinde mekanizma tam tersi biçimde işliyor:
Kemalistler, Evetçi avına çıkmış durumda.
Çevrelerindeki Evetçi hainleri saptayıp yoğun bir suçlama bombardımanıyla Hayıra döndürmeye çalışıyor... Başaramazlarsa işi Evetçiyi gruptan dışlamaya kadar vardırıyorlar.


***

Aşağıda, biri kadın, diğeri erkek, iki okurumuzdan gelen mesajlar var. Bakın neler yaşıyorlar: 
 Ben 34 yaşında, 'Beyaz Türk' tabir edilen kesimden, din ile bağları gevşek,Bilkent mezunu, içki içen, eteğimin boyuna karışılmasını tabii ki istemeyen bir yönetici kadınım.
Siyasetle pek ilgili olmamakla birlikte Anayasa paketini inceledim. Yetmez ama Evet, diye düşünüyorum.
Fakat bunu eşim ve birkaç yakın dostum dışında kimseye belli etmemeye çalışıyorum. Ucunda aforoz edilmek var çünkü!
Benim çevremde göğsünüzü gere gere Hayır demeli, bayram tatilinizi erken keserek gelip mutlaka Hayırı basmalı, Tayyip'e haddini bildirmelisiniz.
Bir de şöyle bir şey söyleniyor: 'Hayır' diyecekler üzerinde büyük baskı yaratılıyormuş! Açık açık 'Hayır' demekten korkuyorlarmış. Tamamen yalan.
Tam tersine, alkışlanan, itibar gören onlar, dışlanansa biz Evetçiler. Asıl baskı kesinlikle 'Evet' diyecekler üzerinde yaratılıyor.
Bu sahtekârlığı lütfen yazın. Gerçeği böyle tepetaklak etmeyi nasıl beceriyorlar? 

***

Gördüğünüz gibi adeta 2007'ye dönmüş durumdayız.
O dönemde Kemalistler arasında "cumhuriyet mitinglerine katılmamak", "367 kararını hukuk dışı bulmak", "27 Nisanmuhtırasını eleştirmek" tabuydu. 
"AKP'ye laf ediyoruz ama ekonomi gayet iyi durumda" filan diyenlerle selamı sabahı anında kesiyorlardı.
Şimdi benzeri bir baskıyı Evetçilere uyguluyorlar. 
İşte bir örnek daha:

***

 
Özel bir şirkette çalışıyorum. Yüksek lisans yaptım. Siyaset bilimine ve sosyolojiye meraklıyım. Kendimi sol görüşlü biri olarak kabul ederim.
Amirlerimin de olduğu bir ortamda, "Referandumda evet vereceğim" deme hatasını işledim.
Çevremdekiler, "Sen de mi Brütüs? Sen de mi gericisin" gibi sözler etmeye başladılar gözümün içine baka baka... 
"Hani sol görüşlüydün" ve (beni en çok yaralayan) "Hani Atatürkçüydün" serzenişleri de cabası...
Bir haftadır resmen bir psikolojik savaş yaşıyorum. Açıklamaya çalıştığımda, "Seni de kandırmışlar, vatan elden gidiyor" gibi içi boş karşılıklar sonrasında akıl sağlığımı koruma noktasına geldim.
Hani bakıyorum da, hepimiz orta sınıfa mensubuz, kapitalizmin sıkıntılarını da, nimetlerini de paylaşıyoruz ama bu "Vatan elden gidiyor, diktatör olacak" gibi söylemleri cidden anlamıyorum.
Değişiklik taslağını 10-15 kez okudum, fitne-fesat aradım ama bulamadım.
Ah, ah! Bir de "Hayır diyenlere baskı var" demezler mi? İnanın, herhangi bir imza için amirlerimden onay istediğimde bile bir öteleme hissettiriliyor bana. 

***

Not 1: İki okurumuz da isimlerinin vermek istememiş. Oradan anlayın hallerini.
Not 2: Bu durumdakilere tavsiyem basit... Madem baskı uyguluyorlar, siz de yalan söyleyin. Kendinizi hayırcı gibi gösterin, 12 Eylül'de evet atın. Böyle yaptığınız için vicdan azabı da çekmeyin, çünkü o Kemalist arkadaşlarınıza asla laf anlatamazsınız. Asla!


Sabah Gazetesi, Emre AKÖZ
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/akoz/2010/08/26/sirket_manzaralari_oyum_evet_demeye_cekiniyor_musunuz_yalan_soyleyin
Devamını Oku

Yukarı git