/>
2011 milletvekili seçimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2011 milletvekili seçimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2011 Pazartesi

Cahil halk yine yaptı yapacağını

Ahmet KEKEÇ


Cahil halk yine yaptı yapacağını



Bunun dünyada başka örneği var mı bilmiyorum amaCHP hem gelişiyor, hem değişiyor, hem de tuhaf bir biçimde yerinde sayıyor.
Kemal Bey’in oy kullanabilmiş olması, bir “gelişme işareti” mesela.
Nasıl mı?
Sandığa gitti çok şükür... Gidebildi...
İsmini listede gördü... Oy pusulasını ve üstten basmalı mührü aldı, kabine girdi, enlemesine masaya yaydığı pusulada CHP’nin yerini aradı, dördüncü sırada buldu, bulduğu yeri kaybetmemek için parmağını üzerine bastırdı, mührü dikkatle tutarak CHP ambleminin altındaki yuvarlağın üzerinde “hizaladı” ve hızlıca bastırdı,“evet” yazısını görünce pusulayı katlayıp zarfa koydu, gülümseyerek kabinden çıktı.
O sırada kameralar görüntü alıyordu.
Zarfı şeffaf sandığa bırakırken, bir kez daha gülümsedi. Oh be!
Bir işi daha “başarıyla” neticelendirmişti.
Ne yalan söyleyeyim, ben Kemal Bey’i, oy kullanırken, çok başarılı buldum.
CHP’nin, oylarını artırmış olmasını da “başarı” hanesine kaydetmek lazım.
Diyorum ya, parti hem gelişiyor, hem değişiyor.
İlk kez, bir seçimde, klasik muhalefet kalemlerine abanmadılar; “laiklik, çağdaşlık, cumhuriyetin değerleri, Türkiye’ye irtica geliyor, AK Parti din devleti kurmak istiyor” gibi laflar etmediler.
İki şey yaptılar:
BİR: Tahkir ve tezyif sanatını konuşturdular; “deli”, “kalpazan”, “angus sığırı”, “Statükocunun Allah’ı” vs gibi... Sahip psikolojisinin ittiği ruh haletinin dışına çıkamadılar; dolaylı da olsa, “CHP, seçkinlerin partisidir” imajını pekiştirmiş oldular
İKİ: Proje açıkladılar.
Uzaktan uzağa “Cem Uzan projelerini” çağrıştırsa da, toplumda karşılık buldu... Aynı “projeler” 2002 seçimlerinde de karşılık bulmuş, hiçbir
hazırlığı, hiçbir rasyonel temeli, hiçbir ideolojik altyapısı bulunmayan nevzuhurGenç Parti’yi hatırı sayılır bir oy oranına (yüzde 7) ulaştırmıştı.
Kemal Bey, “ucuz mazot, bedava elektrik ve aile sigortası” gibi vaat kalemleriyle, bu oyların yönünü kısmen CHP’ye çevirdi... Bunu da“gelişim” hanesine kaydetmek lazım.
Fakat, oylarını artırmış olmasına rağmen, bu seçimin kesin ve tartışmasız mağlubu yine CHP’dir.
Evet, Kılıçdaroğlu, 2007 seçimlerinin üzerine koydu, hiçbir zaman Baykal’ın ulaşamadığı, ulaşamayacağı bir oy oranını yakaladı ama kendi rüzgârıyla getirdiği oyların da epey altına düştü.
Mayıs 2010’da “Kılıçdaroğlu rüzgârı” yüzde 30’larla, hatta 30 küsurla ifade ediliyordu. Arkasına rüzgâr almış CHP’nin daha başarılı bir sonuç alması umulurdu ama böyle olmadı. Çünkü parti genetiğinden kopamadı, eskinin bütün kötü alışkanlıklarını tevarüs etti. Kaybetti...
Şunu söylemek lazım:
CHP hem kazanmıştır, hem kaybetmiştir.
Daha çok kaybetmiştir ama Kemal Kılıçdaroğlu’nu kazanmıştır.
Kılıçdaroğlu’lu CHP de, hiçbir zaman iktidarı yakalayacak çoğunluğa ulaşamayacak, kendi fasit dairesinde dönüp duracaktır.
Halk çünkü, “temelsiz vaatlere”, “içi boş laflara”, “eyyam siyasetine” oy vermiyor. Tercihini değişimden, istikrardan ve demokrasiden yana kullanıyor. Daha da önemlisi, sistemi açacak (şeffaflaştıracak) “sivil bir anayasa” istiyor.
İşin Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti boyutuna gelince...
Bu konuda ne söylenebilir ki?
Her şey ortada...
Kimi liberal aydınlarımızın görmediğini (görmek istemediğini) bu “cahil halk”görüyor; “oy katkısını” artırarak, değişimin yine ve her şeye rağmen, Erdoğan eliyle mümkün olabileceğini söylüyor.
Devamını Oku

Türkiye rahat bir nefes aldı!

Türkiye rahat bir nefes aldı!

AK Parti dün müthiş bir zafer kazandı. 2002'den beri girdiği her seçimi ve referandumu kazanan Başbakan Erdoğan yine başardı!
Şimdiye kadar hiçbir parti, girdiği üçüncü genel seçimde, "oylarını artırarak birincigelmemişti.
Buna en yakın başarıya Demokrat Parti döneminde şahit olmuştu Türkiye:
Demokrat Parti, 1950 ve 1954 yıllarında seçimleri büyüyerek kazanmış, ancak ekonomiyi iyi yönetemediği için, 1957'de kazanmasına rağmen gerilemeye başlamıştı.
Eğer askerler darbe yapmasaydı, bütün araştırmalar, 1961'de yapılacak genel seçimi kaybedeceğini gösteriyordu.
İşte AK Parti'nin benzersizliği burada: 2002'de kazandı... 2007'de oyunu yüzde47'ye çıkardı... 2011'de ise yüzde 50'yi yakaladı.
Peki, AK Parti bu başarıya nasıl ulaştı? Değişen Türkiye'yi doğru okuması sayesinde...
Ne demek bu? Yani çoğunluğun ne istediğini gördü ve ona istediğini verdi. Ama bunu yapabilmek için dünyayı da doğru okudu.
İşte bu yüzden Başbakan Erdoğan, "Balkon" konuşmasında sadece Türkiye'ye değil, çok geniş bir coğrafyaya hitap ederek, bir dünya lideri olduğunu gösterdi. 


***

Bazı yorumcuların, bilgiç bir üslupla, "Seçmen şöyle diyor... Millet bunu istiyor" türü laflar etmesinin hiçbir anlamı yok.
Çünkü "halk" ("millet"), Ahmet- Ayşe türü bir "özne" değil... Biz ancak seçmenleri oluşturan "öbeklerden" söz edebiliriz.
AK Parti'ye oy veren öbek... Yani 50 milyon seçmenin yarısı... Türkiye'ningerçekçi, rasyonel, pragmatik kesimini temsil ediyor.
Bu insanlar, "ekonomik gelişmerefahistikrar" için oy veriyor:
Örneğin ev sahibi olmak, iş bulmak, işini geliştirmek, hızlı trene binmek, çocuğunu okutmak, duble yollarda araç sürmek, uçakla seyahat etmek, komşu ülkelere vizesiz gitmek, kolayca sağlık hizmeti almak için...
Sonuçlar benim "romantik" dediğim, "icraata değil kavramlara" oy veren seçmen tipinin azaldığını gösteriyor: Aksi halde AK Parti'nin oyu, 2007'ye göre artmazdı.
Başbakan Erdoğan, 5 milyon yeni oy kazandıklarını belirtti. Daha ne olsun? Daha ne yapsın?
Türkiye gibi ekonomisi bu kadar çeşitlenmiş, çok sayıda etnik grup barındıran bir ülkede, yüzde 50'lik bir mutabakatsağlamak siyasi bir mucizedir. 
***

Bu seçimin bir galibi de piyasa ekonomisidir. Zaman geçerken "yeni kesimler" piyasa ekonomisinin parçası haline geliyor ve bundan memnun oluyor.
CHP'li sosyologların yanıldığını, "yeni" sandıkları kesimin aslında "eski ve demode" olduğunu, gerçekten yeni olan orta sınıfı AK Parti'nin temsil ettiğini defalarca yazdık. Anlamak istemediler.
Eski orta sınıf çoktan statükocu oldu: Ancak "İnadına CHP" diyebiliyorlar. Bu "Biz değişmeyiz3 demektir.
Değişimi yeni orta sınıf gerçekleştiriyor. 
***

Birkaç saptama yapalım: 
 CHP'yi şişiren, yıkayıp yağlayan, "Yeni CHP" teorisi yapan medyacılar ve akademisyenler duvara tosladı. Ya gözlerinin önündeki gerçeği görmekten acizler... Ya da düpedüz yalan söylüyorlar. 
 Araştırma şirketlerinin aklını başına toplaması gerekiyor. Hata payı olur elbette ama bu kadar da değil! 
 Kemal Kılıçdaroğlu'nun ucu kaçmış iddialarının, gemlenmemiş vaatlerinin, şirazesi bozulmuş suçlamalarının ciddi bir etkisi olmadığı, çoğunluğun bunlara prim vermediği ortaya çıktı. "Lider Türkiye" hayalini kuranlar, rahat bir nefes aldı!
 Kemal Bey henüz bir yıllık bir başkan olduğu için böyle bir sonuç çıktığı söyleniyor. Halbuki CHP'nin durumu kötü sayılmaz. Oyunu ve milletvekilini artırdı. 
 The Economist başta olmak üzere Türkiye üzerine siyasi çıkar fantezileri kuran Batı medyasının hevesi kursağında kaldı. 
 'ABD tipi Başkanlık Sistemi' fikri galiba rafa kalkıyor. Buna karşılık Başbakan Erdoğan, eğer istiyorsa, 2014'deCumhurbaşkanı olmak üzere çalışabilir. 
 MHP, Devlet Bahçeli ile devam edemez artık. Bu liderle MHP'den ne köy olur, ne kasaba. "Türk milliyetçiliği", kayda değer projeler üretmeden, her şeye "hayır" demek midir? 
 BDP hiç kuşkusuz bu seçimin bir başka galibi... Kürt ulusalcılığı bir "sıklet merkezi" yaratmış durumda. Artık onlar da Meclis'teki hemen her siyasi denklemin parçası olacak. 
 Seçimler, Sosyalist Sol'un artık medyadan ve aydınlardan güç alan bir "eleştiri odağı" olmaktan öteye geçemediğini gösteriyor. Sokaktaki Sosyalist Sol, bugün "taş atanlar, kavga çıkaranlar" grubundan başka bir şey değil. 
Devamını Oku

Yukarı git