/>

20 Haziran 2011 Pazartesi

Hey On Beşli

Hey On Beşli

Tokat'ta serin bir ilkyaz gecesi. Gülbahar Hatun Camii'nin ruhaniyetine sığınmış olan tarihi Sedir Han'da Tokat'ın yiğit yüzlü dostlarıyla birlikte oturuyoruz.
1920'li yıllara ait büyük resimlerde; At arabaları ve merkepleri ile Taşhan'ın önündeki Pazar yerinde öteberi satan insanlar...
Ali Paşa Camii'nin önünde sıralanmış arzuhalciler...
Mis gibi tarçınlı sahleplerin, cevizli çöreklerin, vişneli dondurmaların özenle yapıldığı sahlepci rahmetli Remzi Bey'in dükkânı taş duvarlardaki yerlerini almışlar. İlk yaz akşamının serin rüzgârları bağrımıza estikçe, tarihi hanın taş duvarlarındaki yoksulluğun duman duman tüttüğü resimlere baktıkça, semaverde çaylar buhar buhar yükseldikçe, sohbet her geçen dakika koyulaştıkça; Yozgatlı Kınalı Hasan'ın, Kastamonulu Zehra Bacı'nın, bir Tokat türküsü olan Hey On Beşli' nin yürek yakan hikayeleri de bir bir sıraya giriyor.
Hepsinin olduğu gibi on beşli'lerden Hüseyin'le Hediye'nin hikayesi de oldukça yürek yakıcıydı...
Tokat'ın taş döşeli dar yollarından yaylı at arabalarının gelip geçtiği yıllarda yüzü kaleye bakan ahşap evlerden birinin şenliğiymiş Hediye.
Üç eteği sırma işleme, başı Tokat işi oyalı yazmalı, alımlı edalı bir körpe imiş.
Kınalı Kazova üzümlerinin toplanıp pekmez yapıldığı aylarda Tahtoba köyünün saygın Köy ağası bir babanın biricik oğlu Hüseyin'e istemişler onu.
Önce vermek istememişler. "Yaşı küçücek," demiş anası. "Baba ekmeği yemedi doyuncaya dek."
Bekleyeceklerini söylemiş oğlan tarafı;
Hediye ile Hüseyin'in sözleri kesilmiş.
Kış boyu kafesli pencerenin önündeki sedirde oturup yoldan geçen herkesi "Belki Hüseyin'dir" ümidiyle süzerek küçük ellerinin ak parmaklarındaki iğne ile al yazmalar, örtüler işlemiş Hediye.
İlkbaharda kiraz ağaçları tomurcuğa dururken bir haber yayılmış ortalığa. Anadolu'da ateş düşmedik ocak bırakmayan seferberlik, bu kez On Beşli' leri istiyormuş. Şehirden şehire, köyden köye haber uçurulmuş.
Kimini Çanakkale'ye yazmışlar, kimini Filistin'e, kimini Yemen'e. Arkalarından maşrapalarla su dökmüşler On Beşli'lerin. Yavuklular, yanaklarından süzülen gözyaşlarını yazmalarının ucundaki gül oyalarına silmişler. İçlerindeki yangını Türkü yapıp, yiğitlerin ardından ağıt yakmışlar.
"Hey on beşli on beşli
Tokat yolları taşlı
On beşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı"
Tahtoba köyünden bölüğe çağrılan gençlerin arasında Beyoğlu Hüseyin de varmış.
Hüseyin, Örtmeliönü'ndeki ahşap konağın kapısını çalmış önce. Hediye'nin ana babasının elini öpmüş; göz ucuyla utançtan yüzü kızaran Hediye'ye bakarak, helallik dileyip ayrılmış. Ayrılmış ayrılmasına da gönlü o ahşap konakta kalmış, başını çevirip çevirip ardına bakıp durmuş;
"Sevdiğim pek küçücek
Koyup da gidemiyom" demiş.
Dualarla uğurladıkları delikanlılarının bir bir toprağa düştüğü haberini alan kara bahtlı analar, kara çatkılı yavuklular, dul kalan tazeler maşrapalarla su döküp ıslattıkları kapı önlerini gözyaşlarıyla ıslatmışlar.
Memlekette ateş düşmedik ocak kalmamış.
Eli yüreğinde uyanmış her sabah Hediye.
"Şu çıplak dağların ardına gitsem bulur muyum Hüseyni mi, çok mu uzaktı bu Yemen dedikleri?" deyip durmuş.
Seneler geçmiş, dönen olmamış Yemen'den.
Evler erkeksiz kalmış.
Dağlarda eşkıyalar peydahlanmış. Hükümet baş edemiyormuş artık onlarla.
Para eder her şeyi topluyor, cepheye gitmiş yiğidinin yasını tutan taze gelinleri dağa kaldırıyormuş eşkıyalar.
Hediye'nin anasıyla babası utana sıkıla açmışlar korkularını kızlarına.
"Kara yazgılı kızım, biliriz beklediğin var ama işte seneler geçti. Dört kış, dört yaz bitti bir haber yok Hüseyin'den, kim gitti de geri geldi ki Yemen ilinden. Biz yaşlandık, gayri senin namusunu koruyamayız. Yazma ustası Emin Efendi sana talip oluyor. Erkeğin yaşlısı olmaz. Emin Efendi zengin bir tüccardır. Oğlu uşağı yok, koca evde bir fidai başın olacak. Git evini ocağını kur. Yuvanı bil sen de." Demişler.
Bahtsız Hediye yaşın yaşın ağlayarak çıkarmış parmağındaki yüzüğünü.
Küçücük kınalı elleriyle silmiş gözyaşlarını. Yüzünü birkaç kez görüp yüreğine nakşettiği Hüseyin'in yasını tutmasına fırsat olmadan, sırma işlemeli al bindallı giymeden yeni evine girmiş.
Son güne kadar Hüseyin'inden haber alma ümidiyle beklemiş durmuş;
"Gidiyom işte ben de
Bir arzum kaldı sende"
"Hayalde gör, düşte gör hele bir de düş de gör" demiş ya eskiler. İnsanın işi bir kez ters gitmeye görsün.
Evlendikleri yıl Emin Efendi , Hakka yürümüş.
Bahtsız Hediye daha on yedisini doldurmadan bir başına kalsa da
"Yuvamı bırakıp baba evine dönsem ne yapacağım" diyerek, iyi kötü benimsemiş yeni hayatını.
Ay karanlık bir gecede koca evin çift kanatlı kapısının önüne dayanmış eşkıyalar. İçeri dalmışlar azgın kurtlar gibi. Sepet sandık dağıtmışlar, feryadına kulak vermeyip sırtlamışlar Hediye'yi.
Hoyrat eller dağdan dağa dolaştırmış bahtsız tazeyi.
Bir gün, tan yeri kırmızı bir utançla kızarırken Takyeciler Camii'nde sabah namazından çıkan yaşlılar kaldırıma bırakılmış bir kadın bulmuşlar.
"Tokat yolu kaldırım, düştüm beni kaldırın" diye yalvarmış Hediye. Dönüp bakan olmamış.
Hüseyin dağ-taşın çiçeğe büründüğü bir bahar başında çıkıp gelmiş köyüne.
Beyaz badanalı bahçe duvarının önünde yabancı bir erkeği görünce yaşmaklanacak olmuş anası.
Sonra sekiz yıldır ağlaya ağlaya ferini tükettiği gözlerinden değil de yüreğiyle tanımış oğlunu.
Beklemiş Hüseyin. Susup beklemiş birilerinin Hediye'den söz etmesini beklemiş. Ne anası, ne bacısı adını anmamış gelinlerinin.
Dayanamamış sonunda;
"Ana, Hediye'm nasıl?" demiş."Hediye'yi sorma oğul. Kız kısmı bunca sene durur mu? Uçurdular yuvadan onu" demiş anası.
Sabah Tokat'a giden bir at arabasına atlayıp Örtmeliönü'ne gelmiş Hüseyin.
Bahçesindeki kirazların çiçek açtığı ahşap evin bakır kapısının halkasını vurmuş elleri titreyerek, ses veren olmamış.
Karşı evin penceresinden biri seslenmiş;
"Onlar buradan ayrılalı çok oldu"
"Ya Hediye?"
"Hediye'ye ne olduğunu bilmeyen mi var Tokat'ta. Ana babası utancından terk etti buraları. Hediye de alıp başını gitti. Hatta giderken söylediği sözler dillerde;
"Gidiyom elinizden
Kurtulam dilinizden
Yeşil baş ördek olsam
Su içmem gölünüzden"
Can alıcı kurşunlara uğradığında bu kadar yıkılmamış Hüseyin.
Yedi düvel düşmanın yıkamadığı yiğitin omuzları düşmüş.
Almış başını gitmiş Hüseyin. Hediye gibi onun da o gün bu gün nereye gittiğini bilen olmamış.
Buhar buhar kaynayan semaver, cepeheye yiğit taşıyan kara tren gibi taş duvarlarda duman duman yol alıyordu.
Tarihi Sedir Handa Tokat kahramanlarıyla Anadolu türküleri kadar hüzünlü ve güzel bir gece geçirmiştik.
Gece geç vakit olmuştu.
Kalktık.
Herkes evine, oteline döndü.
Bense aldım başımı gezdim sokak sokak.
O gece anladım yeşilbaşlı ördekler neden su içmez Tokat'ın pırıltılı derelerinden?
O gece anladım. Bereketli elleriyle kızgın saç üzerinde çökelekli gözleme yapan reyhan kokulu Türkmen kadınlarının yanık sesiyle söylediği bu türkünün bir oyun havası olmadığını.
O gece anladım bu türkünün dünyanın yedi köşesinde gök ekin misali biçilen On Beşli'lerin yası olduğunu.
O gece anladım namuslu bir kadın olan Hediye'nin, Haç Dağı'nda yatan kırk kızlar kadar masum ve meçhul olduğunu.
Ve o gece anladım. Bu günlerde dünyanın dört bir yanından Türkçe bayramına gelen bahar çiçeklerinin yad ellerde yatan taze yiğitlerin yürek yangınlarında açtığını.
Kara küheylanını aydınlığa süren bir ışık süvarisi gibi sabaha doğru koşarken gece, ben de döndüm, eli böğründe beni bekleyen öğretmen evine.


Harun TOKAK
Devamını Oku

13 Haziran 2011 Pazartesi

Seçim sonuçları

Seçim sonuçları


Ben ilk tahminimde ne demiştim: 50, 25, 12, 6, 3, 1.5. Şiir gibi bir sonuç.
Sonuç hemen hemen birebir aynı. Daha sonra Tarikat oyları tartışmasından etkilendim ve bu sonuçları revize ettim. Ama yine de +-’lerle durum aynen.
MHP barajı aşarsa, AK Parti 330’a ulaşamayabilir demiştim. Öyle oldu.
Bu arada, seçime 15 parti katıldığına göre, AKP, CHP, MHP, BDP(Bağımsızlar)’nin oyları dışındaki 12 partinin oyu nerede? Asıl işin püf noktası burada..
Önce şunu bir tespit edelim, kendinden önceki partinin oyununun yarısını alabilen bir parti lideri kendini muzaffer kabul ediyor.. Bu, CHP’nin kendi yerini nasıl içselleştirdiğini gösteriyor.. Burada ilginç bir ayrıntı daha var. CHP artık İzmir, Muğla, Tekirdağ, Edirne, Kırklereli ve Tunceli dışında hiçbir ilde 1. Parti değil.. Yani bütün kalelerini kaybetti.. Trakya ve Ege’de iki, Anadolu’da bir ile sıkışıp kaldı.. Zafer dedikleri bu.. İki sene sonra yerel seçimlerde CHP’yi daha kötü bir sonuç bekliyor bu durumda.
Milletvekili artışı da tamamen şansla ilgili. AK Parti hemen hemen aynı orandaki oy artışı ile 14 Milletvekili kaybederken, CHP 23 sandalyenin sahibi oldu.. Bağımsızların oyu hemen hemen aynı idi ama artı 15 sandalye kazandılar. MHP nin ise -1 oyu vardı, 15 milletvekili kaybetti.. Sandalye sayısı bakımından en kazançlı BDP, en kötü durumda olan MHP. MHP’nin oylarının %3’ü, ulusalcı dayanışma ve CHP’nin zayıf olup, MHP’nin güçlü olduğu bölgelerde Ergenekon ve asker desteğinde gelen CHP oyları ile, durup dururken MHP’ye kanalize edilen çok sınırlı tarikat oyu. MHP, kaset olayı ile %4 kaybetti ama ulusalcı dayanışma sonucu %3 geri aldı.. DSP’nin oyları nasıl CHP’ye gitti ise, DP’nin, diğer Demirelci sağ oyların adresi de MHP oldu. Bu da Demirel’in bir kıyağı MHP’ye!
CHP’de oy artışı yok.. 3,5 milyon yeni oy dediği, 6 sol parti ve sandığa taşınan ulusalcı oyların toplamına eşit.. Bu da ortalama bu gün %26 olan CHP oylarının % 6’sına tekabül ediyor. Hatta BDP’nin bağımsız aday göstermediği sol oyların bir kısmı da CHP’ye gitti. Ulusalcı Dayanışma Cephesi 1, BDP tabanından gelen oylar %1, DSP ve diğer sol oylar 4, toplam %6 eder. CHP bu seçimde eksi %1’de. DSP buharlaşmadı herhalde.. Bu oylar bir yerlere gitti.
AK Parti’de de benzer bir durum var. SP ve BBP’nin oyları nerede? Bunların toplamı (SP, HAS, BBP) bu gün %3 seviyesinde.. Öyle anlaşılıyor ki, Tarikatlerin DP ve SP yönlendirmeleri de bu konuda etkili olmamış.. Siyaset üzerinde tarikat vesayetinin sonu oldu bu seçim. Bu seçimlerin böyle bir sonucu da var. Tarikatler kendi müridleri üzerinde mutlak belirleyici değiller artık. Bu iradeyi test edenler kaybettiler.
Bu seçimlerde şöyle ilginç bir sonuç daha var. BDP sadece Diyarbakır, Batman, Mardin, Şırnak ve Hakkari’de %50’nin üzerinde. Bu sonucu bir referandum olarak kabul ederseniz, bölünme paranoyasına gerek yok. Hangi Kürt İstanbul’dan vazgeçer; ben niye Diyarbekir’den vazgeçecekmişim. Ben Yemen’den vazgeçmedim ki daha... Bizim birbirimize karşı kazanacak bir zaferimiz yok. Tek bir zaferimiz olacak, o da birlikte kazanacağımız zaferdir.. Hem zaten iş o kerteye vardığında bu irade de farklı tecelli edecektir.. Tekrar AK Parti’ye dönecek olursak AK Parti’de %5 ödünç oy var.. Bu oylar, Adalet, Barış, Özgürlük, Anayasa reformu için verildi.. Ergenekon tehdidine karşı verildi.
Bu seçimlerde Anayasa değişikliği de oylandı bir bakıma, Ergenekon da. CHP ve MHP’nin Meclise taşıdıkları dışında kimse bir varlık gösteremedi. Asker partisi Pamukoğlu da öyle. Çetin Doğan da, Tuncay Özkan da, Doğu Perinçek de kaybetti.
Bana kalırsa, Evren ve Şahinkaya’nın “yine yapardık” şeklindeki ifadeleri de bu sonuç üzerinde etkili oldu.. Ben MHP’nin namus, BDP üzerinde ezan tartışmasının daha etkili olacağını düşünüyordum. Meğer MHP tabanı namus konusunda, BDP tabanı da ezan konusunda o kadar da duyarlı değilmiş.. Yoksa BBP’nin yalnızlığını nasıl açıklayacağız..
AK Parti’deki %5 ödünç oyu alın, CHP deki %6 ödünç oyu da; MHP’deki %3’ü de düşün hesaptan. Bu partilerin gerçek oyları şu: AK Parti %45, CHP %20, MHP %9. Yani MHP Baraj altı; CHP, AK Parti’nin şimdiki durumundan daha kötü durumda, CHP, AK Parti’nin yarısı kadar bile değil..
Burada bir diğer ilginç nokta da şu: CHP’den kaçanlar, Kılıçdaroğlu’ndan, Ergenekon’dan, Balyoz’dan kaçanlar AK Parti’ye sığındı, “İrtica”dan, AK Parti’den kaçanlar, değişimden korkanlar, statülerini kaybetmekten korkanlar, Erdoğan’ın söyleminden korkanlar CHP’ye sığındı..
Elhamdülillah. Allah’ın iradesi böyle tecelli etti. Allah (cc) bu sonuç içinde de bizim için birtakım imtihan vesileleri ve hayırlar gizlemiştir. Onu arayacak ve bulacağız.. Büyük arayış, heyecan dozu yüksek bir dizi film gibi nefes nefese sürecek gibi. AK Parti 330’a ulaşamadı. Bir de Meclis Başkanı’nın tarafsızlığı var. Belki içinden çürükler de çıkabilir. Ama öbür taraftan insaf sahibi insanlar da vardır.. Belki de böylesi daha iyi oldu. Daha bu konuyu konuşmaya devam edeceğiz.
Selam ve dua ile.



http://www.yazaroku.com/fguncel/abdurrahman-dilipak/14-06-2011/secim-sonuclari/353948/.aspx



Abdurrahman Dilipak - Yeni Akit
Devamını Oku

Erdoğan 'ustalığını' kanıtladı

Erdoğan 'ustalığını' kanıtladı

12 Haziran seçimleri üzerine çok şey konuşacağız. 

Ama sandıkların yüzde 99'unun açıldığı anki durumitibariyle ilk günün notlarını sıralayacak olursak şunu söylemek mümkün: Bu seçimin açık ara galibi AK Parti.
Üst üste üçüncü kez iktidara geliyor ve girdiği her seçimde oyunu artırmış oldu. İktidarın yıpratıcılığını bırakın, üstüne yüzde 5'e yakın oy artışı sağladı. Türkiye'nin her yerinden oy aldı ve her yerde oyunu artırdı.
Güneydoğu'da BDP destekli bağımsızlar oylarını artırdılar ama AK Parti hâlâ bölgede en çok oy alan parti. CHP'nin kalesi sayılan İzmir'de bile ciddi oy artışı sağladı. Mersin'de kıran kırana bir mücadele yaşandı. Antalya hakeza. Yani 'sahil sendromu'nu 'hizmet politikası' ile aştı AK Parti.
İktidar partisinin İstanbul ve Ankara oyları da arttı. Bu da her iki şehir için açıklanan projelerin destek gördüğünün kanıtı.
Sonuçlara AK Parti açısından baktığımızda bir başka önemli ayrıntı da 'vekil rotasyonunun' tutmuş olması. Başbakan kabinedeki önemli isimleri başka illerde görevlendirmişti. Hepsi de gittikleri illerde AK Parti'nin oylarını artırdı. Ayrıca çok eleştirilen Güneydoğu adayları da herkesi şaşırttı. Çünkü listeler açıklandığında hep söylenen 'AK Parti'nin bölgeyi BDP'ye bıraktığı' tezi de çöktü.
Şunu söylemek mümkün. AK Parti hem kampanya şekli hem söylemler hem de sonuç itibariyle 'Erdoğan'ın ustalığını' ispatlamış oldu. Geleneksel 'balkon konuşması'nda da bunu gösterdi.Herkesi kucaklayan bir dil kullandı. Yeni anayasanın üzerinde basa basa durdu ve özellikle 'herkesin anayasası olacak' mesajını verdi. Balkon konuşmasından sonra Başbakan Erdoğan ile konuşma imkânı buldum. Öncelikle sonuçlardan çok mutluydu. "Yüzde 50'yi bekliyor muydunuz" soruma 'Hedefimizdi başardık' dedi. Yeni anayasa için herkesin kapısını çalacağını anlattı. Bu çok önemli bir nokta.
CHP'ye gelirsek.
Bu seçimin kaybedeni kesinlikle CHP. Çünkü çok iddialıydı Kılıçdaroğlu. En az yüzde 30 oy almayı umuyordu. Ama sonuç itibariyle yaklaşık yüzde 26 oyda kaldı. Bu da 'yeni CHP'nin seçmenden destek görmediğinin işareti. Kılıçdaroğlu'nun söylemenin 'güven vermediği' gibi bir sonuç da çıkmış oldu.
Tabii ki yüzde 23'ten yüzde 26'ya çıkmak başarı görülebilir. Fakat unutmayalım CHP'de yaşanan o büyük karmaşadan önce de Baykal partisinin oy oranını yüzde 27'lerde açıklamıştı. Kılıçdaroğlu'nun olağanüstü gayreti de CHP'yi ayağa kaldırmaya yetmedi. Şimdi 'Oylarımızda anlamlı bir artış olmazsa bırakırım' diyen Kılıçdaroğlu'nun ne yapacağı merak ediliyor. Dün akşam saatlerinde CHP Genel Merkezi'nde sessizlik hakimdi. Oysa öğleden sonra 'iktidarı kutlamaktan' bahseden parti yöneticileri vardı. İlerleyen saatlerde de 'şerefli mağlubiyetlerden' bahsedenler vardı. İlerleyen saatlerde Kılıçdaroğlu kürsüye çıktı ve 'mücadeleye devam' mesajı verdi. Yani üç maddede özetlediği şeylerin özeti parti içi muhalefete 'buradayım' demekti.
MHP cephesi ise karışık. Hem kaset darbesi yüzünden karışık hem de barajın üzerinde kalmaktan memnunlar. Ama dün akşam MHP Genel Merkezi'nde sessizlik hakimdi. Hatta hüzün demek de mümkün. Ama TBMM'de olmaktan memnun oldukları da kesin. Şimdi gözler 'farklıülkücüler'in yapacağı hamlede. O yüzden parti yönetimi seçim sonuçlarından çok gelecek hamleye odaklandı.
BDP de seçimin tartışmasız galiplerinden. Oylarını ve vekil sayılarını artırdılar. Özgüvenleri zirve yaptı. O yüzden TBMM'de daha sert muhalefet yapacaklardır. Ama aldıkları oyun kemiksiz olmadığını görmek lazım. Gün boyu bölgeden 'seçmene baskı' haberleri geldi. Buna rağmen başarılı oldukları tartışılmaz.
Sonuçları ilerleyen yazılarda detaylıca analiz edeceğiz ama ilk gün ve oylar sayılırken yaşanan tabloya baktığımızda şunu söylemek mümkün;
Seçimin tartışmasız galibi AK Parti ve Türk demokrasisi oldu. Halkın tercihi yüzde 95 oranında TBMM'ye yansıdı. Tek talihsizlik belki de YSK'nın ince hesapları sonucunda AK Parti'nin yüzde 50'lerde oy olmasına rağmen anayasa yapacak vekil sayısına ulaşamamış olması oldu.
Seçimin ilk günüyle ilgili son bir not da Cihan Haber Ajansı ile ilgili. Dünkü performansları takdire şayandı.


Adem Yavuz ARSLAN

Devamını Oku

Cahil halk yine yaptı yapacağını

Ahmet KEKEÇ


Cahil halk yine yaptı yapacağını



Bunun dünyada başka örneği var mı bilmiyorum amaCHP hem gelişiyor, hem değişiyor, hem de tuhaf bir biçimde yerinde sayıyor.
Kemal Bey’in oy kullanabilmiş olması, bir “gelişme işareti” mesela.
Nasıl mı?
Sandığa gitti çok şükür... Gidebildi...
İsmini listede gördü... Oy pusulasını ve üstten basmalı mührü aldı, kabine girdi, enlemesine masaya yaydığı pusulada CHP’nin yerini aradı, dördüncü sırada buldu, bulduğu yeri kaybetmemek için parmağını üzerine bastırdı, mührü dikkatle tutarak CHP ambleminin altındaki yuvarlağın üzerinde “hizaladı” ve hızlıca bastırdı,“evet” yazısını görünce pusulayı katlayıp zarfa koydu, gülümseyerek kabinden çıktı.
O sırada kameralar görüntü alıyordu.
Zarfı şeffaf sandığa bırakırken, bir kez daha gülümsedi. Oh be!
Bir işi daha “başarıyla” neticelendirmişti.
Ne yalan söyleyeyim, ben Kemal Bey’i, oy kullanırken, çok başarılı buldum.
CHP’nin, oylarını artırmış olmasını da “başarı” hanesine kaydetmek lazım.
Diyorum ya, parti hem gelişiyor, hem değişiyor.
İlk kez, bir seçimde, klasik muhalefet kalemlerine abanmadılar; “laiklik, çağdaşlık, cumhuriyetin değerleri, Türkiye’ye irtica geliyor, AK Parti din devleti kurmak istiyor” gibi laflar etmediler.
İki şey yaptılar:
BİR: Tahkir ve tezyif sanatını konuşturdular; “deli”, “kalpazan”, “angus sığırı”, “Statükocunun Allah’ı” vs gibi... Sahip psikolojisinin ittiği ruh haletinin dışına çıkamadılar; dolaylı da olsa, “CHP, seçkinlerin partisidir” imajını pekiştirmiş oldular
İKİ: Proje açıkladılar.
Uzaktan uzağa “Cem Uzan projelerini” çağrıştırsa da, toplumda karşılık buldu... Aynı “projeler” 2002 seçimlerinde de karşılık bulmuş, hiçbir
hazırlığı, hiçbir rasyonel temeli, hiçbir ideolojik altyapısı bulunmayan nevzuhurGenç Parti’yi hatırı sayılır bir oy oranına (yüzde 7) ulaştırmıştı.
Kemal Bey, “ucuz mazot, bedava elektrik ve aile sigortası” gibi vaat kalemleriyle, bu oyların yönünü kısmen CHP’ye çevirdi... Bunu da“gelişim” hanesine kaydetmek lazım.
Fakat, oylarını artırmış olmasına rağmen, bu seçimin kesin ve tartışmasız mağlubu yine CHP’dir.
Evet, Kılıçdaroğlu, 2007 seçimlerinin üzerine koydu, hiçbir zaman Baykal’ın ulaşamadığı, ulaşamayacağı bir oy oranını yakaladı ama kendi rüzgârıyla getirdiği oyların da epey altına düştü.
Mayıs 2010’da “Kılıçdaroğlu rüzgârı” yüzde 30’larla, hatta 30 küsurla ifade ediliyordu. Arkasına rüzgâr almış CHP’nin daha başarılı bir sonuç alması umulurdu ama böyle olmadı. Çünkü parti genetiğinden kopamadı, eskinin bütün kötü alışkanlıklarını tevarüs etti. Kaybetti...
Şunu söylemek lazım:
CHP hem kazanmıştır, hem kaybetmiştir.
Daha çok kaybetmiştir ama Kemal Kılıçdaroğlu’nu kazanmıştır.
Kılıçdaroğlu’lu CHP de, hiçbir zaman iktidarı yakalayacak çoğunluğa ulaşamayacak, kendi fasit dairesinde dönüp duracaktır.
Halk çünkü, “temelsiz vaatlere”, “içi boş laflara”, “eyyam siyasetine” oy vermiyor. Tercihini değişimden, istikrardan ve demokrasiden yana kullanıyor. Daha da önemlisi, sistemi açacak (şeffaflaştıracak) “sivil bir anayasa” istiyor.
İşin Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti boyutuna gelince...
Bu konuda ne söylenebilir ki?
Her şey ortada...
Kimi liberal aydınlarımızın görmediğini (görmek istemediğini) bu “cahil halk”görüyor; “oy katkısını” artırarak, değişimin yine ve her şeye rağmen, Erdoğan eliyle mümkün olabileceğini söylüyor.
Devamını Oku

Türkiye rahat bir nefes aldı!

Türkiye rahat bir nefes aldı!

AK Parti dün müthiş bir zafer kazandı. 2002'den beri girdiği her seçimi ve referandumu kazanan Başbakan Erdoğan yine başardı!
Şimdiye kadar hiçbir parti, girdiği üçüncü genel seçimde, "oylarını artırarak birincigelmemişti.
Buna en yakın başarıya Demokrat Parti döneminde şahit olmuştu Türkiye:
Demokrat Parti, 1950 ve 1954 yıllarında seçimleri büyüyerek kazanmış, ancak ekonomiyi iyi yönetemediği için, 1957'de kazanmasına rağmen gerilemeye başlamıştı.
Eğer askerler darbe yapmasaydı, bütün araştırmalar, 1961'de yapılacak genel seçimi kaybedeceğini gösteriyordu.
İşte AK Parti'nin benzersizliği burada: 2002'de kazandı... 2007'de oyunu yüzde47'ye çıkardı... 2011'de ise yüzde 50'yi yakaladı.
Peki, AK Parti bu başarıya nasıl ulaştı? Değişen Türkiye'yi doğru okuması sayesinde...
Ne demek bu? Yani çoğunluğun ne istediğini gördü ve ona istediğini verdi. Ama bunu yapabilmek için dünyayı da doğru okudu.
İşte bu yüzden Başbakan Erdoğan, "Balkon" konuşmasında sadece Türkiye'ye değil, çok geniş bir coğrafyaya hitap ederek, bir dünya lideri olduğunu gösterdi. 


***

Bazı yorumcuların, bilgiç bir üslupla, "Seçmen şöyle diyor... Millet bunu istiyor" türü laflar etmesinin hiçbir anlamı yok.
Çünkü "halk" ("millet"), Ahmet- Ayşe türü bir "özne" değil... Biz ancak seçmenleri oluşturan "öbeklerden" söz edebiliriz.
AK Parti'ye oy veren öbek... Yani 50 milyon seçmenin yarısı... Türkiye'ningerçekçi, rasyonel, pragmatik kesimini temsil ediyor.
Bu insanlar, "ekonomik gelişmerefahistikrar" için oy veriyor:
Örneğin ev sahibi olmak, iş bulmak, işini geliştirmek, hızlı trene binmek, çocuğunu okutmak, duble yollarda araç sürmek, uçakla seyahat etmek, komşu ülkelere vizesiz gitmek, kolayca sağlık hizmeti almak için...
Sonuçlar benim "romantik" dediğim, "icraata değil kavramlara" oy veren seçmen tipinin azaldığını gösteriyor: Aksi halde AK Parti'nin oyu, 2007'ye göre artmazdı.
Başbakan Erdoğan, 5 milyon yeni oy kazandıklarını belirtti. Daha ne olsun? Daha ne yapsın?
Türkiye gibi ekonomisi bu kadar çeşitlenmiş, çok sayıda etnik grup barındıran bir ülkede, yüzde 50'lik bir mutabakatsağlamak siyasi bir mucizedir. 
***

Bu seçimin bir galibi de piyasa ekonomisidir. Zaman geçerken "yeni kesimler" piyasa ekonomisinin parçası haline geliyor ve bundan memnun oluyor.
CHP'li sosyologların yanıldığını, "yeni" sandıkları kesimin aslında "eski ve demode" olduğunu, gerçekten yeni olan orta sınıfı AK Parti'nin temsil ettiğini defalarca yazdık. Anlamak istemediler.
Eski orta sınıf çoktan statükocu oldu: Ancak "İnadına CHP" diyebiliyorlar. Bu "Biz değişmeyiz3 demektir.
Değişimi yeni orta sınıf gerçekleştiriyor. 
***

Birkaç saptama yapalım: 
 CHP'yi şişiren, yıkayıp yağlayan, "Yeni CHP" teorisi yapan medyacılar ve akademisyenler duvara tosladı. Ya gözlerinin önündeki gerçeği görmekten acizler... Ya da düpedüz yalan söylüyorlar. 
 Araştırma şirketlerinin aklını başına toplaması gerekiyor. Hata payı olur elbette ama bu kadar da değil! 
 Kemal Kılıçdaroğlu'nun ucu kaçmış iddialarının, gemlenmemiş vaatlerinin, şirazesi bozulmuş suçlamalarının ciddi bir etkisi olmadığı, çoğunluğun bunlara prim vermediği ortaya çıktı. "Lider Türkiye" hayalini kuranlar, rahat bir nefes aldı!
 Kemal Bey henüz bir yıllık bir başkan olduğu için böyle bir sonuç çıktığı söyleniyor. Halbuki CHP'nin durumu kötü sayılmaz. Oyunu ve milletvekilini artırdı. 
 The Economist başta olmak üzere Türkiye üzerine siyasi çıkar fantezileri kuran Batı medyasının hevesi kursağında kaldı. 
 'ABD tipi Başkanlık Sistemi' fikri galiba rafa kalkıyor. Buna karşılık Başbakan Erdoğan, eğer istiyorsa, 2014'deCumhurbaşkanı olmak üzere çalışabilir. 
 MHP, Devlet Bahçeli ile devam edemez artık. Bu liderle MHP'den ne köy olur, ne kasaba. "Türk milliyetçiliği", kayda değer projeler üretmeden, her şeye "hayır" demek midir? 
 BDP hiç kuşkusuz bu seçimin bir başka galibi... Kürt ulusalcılığı bir "sıklet merkezi" yaratmış durumda. Artık onlar da Meclis'teki hemen her siyasi denklemin parçası olacak. 
 Seçimler, Sosyalist Sol'un artık medyadan ve aydınlardan güç alan bir "eleştiri odağı" olmaktan öteye geçemediğini gösteriyor. Sokaktaki Sosyalist Sol, bugün "taş atanlar, kavga çıkaranlar" grubundan başka bir şey değil. 
Devamını Oku

Yukarı git