/>

8 Eylül 2010 Çarşamba

RAMAZAN BAYRAMI MESAJI

Rahmetiyle bizleri karşılayan, bereketi ile kucaklayan, Müslümanlara sabrı, nimete şükrü, yanı başımızdakini fark etmeyi ve paylaşmayı öğreten on bir ayın sultanı Ramazan ayını geride bırakarak, mutluluk ve sevincin, sevginin ve kardeşliğin topluma dalga dalga yayıldığı Ramazan Bayramına kavuşmuş bulunuyoruz.



“Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu kurtuluş” olan bu ayda Kur’an-ı Kerim’i okumaya, anlamaya çalıştık, O’nu hayatımıza rehber etme kararımızı tazeledik. Bu ayda dinimizle ilgili bilgimizi artırmaya ve Peygamberimiz’in (sav) sünneti, güzel ahlakı ve örnekliği ile daha fazla buluşmaya gayret gösterdik. Kur’an ve Sünnetle iç içe bir ay geçirme fırsatı yakaladık. Ramazanla bütünleşen oruç ibadetini yerine getirdik. Eş, dost ve akrabalarımızla, sevgi ve ilgiye muhtaç kimselerle iftar sofralarında buluştuk. Zekat ve fitremizle, hayır ve hasenatımızla ihtiyaç sahibinin yanında olmaya çalıştık.



Ramazan’ın bu bereketli manevi atmosferi içerisinde Müslümanlar olarak şüphesiz pek çok kazanımlarımız oldu. Ancak, ibadetlerimizi yerine getirme, dinimizin haram ve günah saydığı işlerden kaçınma konusundaki özenimizi ve dindarlık şuurumuzu Ramazan’dan sonra da devam ettirmeliyiz. Çünkü Müslümanlık, bütün davranışlarımızı etkileyen, bütün zamanımızı kuşatan bir bilinç ve farkındalık halidir; istikrarlı bir hayat çizgisi sürebilme başarısıdır. Bunun için de, Ramazan’da kazandığımız hasletlerimizi ve duyarlılığımızı Ramazan sonrasında zayıflatmayalım. Sevgili Peygamberimiz (sav)’in ifade buyurduğu gibi, bu Ramazan, bir sonraki Ramazan ayına kadar bilincimizi diri tutan bir kaynak, bizleri hata ve günahlardan sürekli koruyan bir kalkan olsun.



Ramazan Bayramı, bir sevinç ve mutluluk paylaşımıdır; Hz. Adem’in çocukları olarak aynı insanlık ailesinin üyesi olduğumuzu, müminler olarak dost ve kardeş olduğumuzu fark etme zamanıdır. Öyleyse, Yüce Rabbimizin bizlere katından bir müjde ve mükafaat olarak sunmuş olduğu bayramlarda, başta anne ve babamız olmak üzere büyüklerimizi ihmal etmeyelim. Nefsimizin ve bencilliğimizin bizi yönlendirmesine fırsat vermeden kırgınlıkları, dargınlıkları, haset ve nefret gibi duyguları zihnimizden ve davranışlarımızdan söküp atalım. Bayram günlerinde büyüklerimizi ziyaret edip dualarını alalım, komşu ve akrabalar bir araya gelip aramızdaki bağları güçlendirelim, öksüz ve yetim çocuklarımızın barındığı ‘Sevgi Evleri’mizi, yaşlılarımızın kaldığı huzur evlerimizi, hastanelerde tedavi amacıyla kalmakta olan kardeşlerimizi ziyaret edelim, onlara yalnız olmadıklarını hissettirelim.



Bayram coşku ve mutluluğu, insanlık ailesinin bütün üyeleriyle, bütün din kardeşlerimizle birlikte yaşanabilirse anlamlıdır. Ne yazık ki, bugün insanoğlunun sonu gelmez hırs ve hesapları sonucu dünyada birçok acılar yaşanıyor. Yüce Rabbimizin cennet olarak yaratıp bizlere sunduğu dünyayı kendi ellerimizle cehenneme çevirdik ve birbirimize dar etmeye başladık. Yanı başımızdaki ülkelerde şiddet adeta sıradanlaştı, barış, huzur ve insan onuruna yakışır bir hayat tarzı hala kurulamadı. Aynı inancın mensupları arasında kardeşlik ve sevginin yerini asabiyet, ayrışma, sen – ben kavgası aldı ve bizleri ateş çukuruna sürüklemeye başladı. Öte yandan, bugün Pakistan’da milyonlarca kardeşimiz, eşine az rastlanan bir sel felaketi sonucu felaket, sefalet ve ızdırap içinde, yok oluşla karşı karşıya ve bu vahim durumlara seyirci kalan insanlık ve İslam alemi sınıfta kalmak üzere. İnsanoğlunun rahmetle yüklü gönül dünyası günümüzde daraldı, ipeklere yumuşaklık veren merhametin menbaı olan kalbi katılaştı, kendinden başkasını görmez ve düşünmez oldu.



Duamız odur ki, bizler kendi evimizde ve yurdumuzda bayram coşku ve mutluluğunu yaşarken insan olarak ötekini ve sorumluluklarımızı unutmayalım. Bütün bu acı ve göz yaşlarının dinmesi için de yapabileceklerimizi yapalım, dua edelim, iç dünyamızda onları hissedelim, imkanlarımızı paylaşalım.



Bu duygu ve düşüncelerle milletimizin, yurtdışındaki bütün vatandaş ve soydaşlarımız ile İslam âleminin Ramazan Bayramını tebrik ediyor, nice bayramlara sağlık ve esenlik içinde erişmemizi diliyor, bayramın bütün insanlığa barış ve huzur getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

İnşallah bayramımız çifte bayram olur.
Devamını Oku

6 Eylül 2010 Pazartesi

Ramazan Bayramı’na Şeker Bayramı denilir mi?

Ramazan Bayramı’nda tatlı ve şekerin üzerine neden bu kadar düşüldüğünü, bu geleneğin nereden geldiğini ve neden her yerde tatlı ikram edildiğini hiç düşündünüz mü? Bugün yazımı yazmak için niyetlendiğimde kafamda birkaç konu vardı. Fakat yazıma başlamadan gelen can sıkıcı bir mail ve erken bayram tebrik kartlarının bazılarında ‘Şeker Bayramınız kutlu olsun’ yazması bu haftanın konusunu belirlemiş oldu.


Bir firmadan gelen tanıtım mailinde; frambuazlı, kaymaklı ve dondurmalı pastanın tanıtımı yapılıyor ve ‘Şeker Bayramı’ için tavsiye ediliyordu. Bazıları ne var bunda diye düşünebilir. İlk bakışta basit gibi görünen bu durum aslında büyük bir vahametin göstergesi. Bilerek veya bilmeyerek dini bir bayramı ticari bir bayrama dönüştürüyorlar. Sanki sadece şeker yemek adına bayram yapıyormuşuz gibi bir havaya büründürdüler. Bu yönlü tanıtımların olması ve Ramazan Bayramı’na Şeker Bayramı denilmesi beni çok rahatsız eden bir durum. Bu konuda geçen sene Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın tepkisinin de çok doğru ve haklı olduğunu düşünüyorum. Bu konu ile ilgili 2005 yılında yazmış olduğum yazının içeriğini biraz daha geliştirerek sizlerle tekrar paylaşma gereği duydum.



Şeker Bayramı denir mi?



Arapça idü’l-fitr ve idü’l adha şeklinde adlandırılan Ramazan ve Kurban Bayramları, hicretin 2.yılından itibaren kutlanmaya başlamıştır. Esasen Ramazan orucu ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren mü’minler sonraki ayın (Şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama Ramazan Bayramı veya bayramdan önce fitre (fıtr sadakası) verildiği için Fıtr Bayramı denilmiştir.



Bayramda neden tatlı yeriz?



Bayram; Ramazan boyu yemeden içmeden ve her türlü istek ve arzularından kendimizi alıkoyarak oruç tutan biz Müslümanların ve ailelerimizin, orucun bitimiyle sevince kavuştuğumuz ve vaat edilen mükâfata kavuşmakla manen huzur bulduğumuz bir gündür. Bayram günü sabah namazının hemen sonrasında tatlı yemek, özelikle hurma yemek, sünnettir. Hâlâ bazı şehirlerimizde ve evlerde (bizim ev gibi) bayramlarda kahvaltı edilmez ve bayram yemeği yenilir. Bu mevsimine ve bütçesine göre; taze fasulye, kuru fasulye, kavurma, bamya ve bakla olabilir; fakat hepsinde mutlaka tereyağlı pirinç pilavı olur ve tabii ki birkaç çeşit de tatlı. Fakat genelde, ev baklavası, lokma, kadayıf tatlıları olur. Bunların yanı sıra sütlü tatlılar mutlaka olur. Asıl tatlı yeme geleneğimizin peygamber efendimiz (s.a.v.) zamanından geldiğini biliyoruz.



Devleti-i Ali Osmani’de bayram



Osmanlı döneminde saray içerisinde önce bayram alayına katılınır, bayram alayından sonra Has Oda önüne konulan tahtına padişah oturur ve saray nedimleri, musahipleri birbirinden güzel nüktelerle padişahı eğlendirirlerdi. Bu sırada padişahın yanında yer alan saray erkânına, vezirlere ve meşayihe helvalar, tatlılar dağıtılırdı. Hemen ardından vezirler ve ehl-i divan yerine oturur. Matbaha-ı Amire’den (saray mutfağı) getirilen yemekler yenirdi. Bayramlarda en başta şekerciler olmak üzere çarşı pazar dolup taşar; bayram tebriklerinde herkese şeker ikram edilirdi. Bugün halen geleneklerimizde de süregelen bayram şekeri ikramında akide şekeri ikram etmek makbuldü.







Asr-ı Saadet’te tatlı geleneği



Dini ve sosyal olmak üzere iki yönü bulunan Ramazan ve Kurban Bayramı kutlamaları Asr-ı Saadet’te musalla adı verilen geniş bir alanda, kadınların ve genç kızların da katıldıkları bayram namazı ile başlardı (bk.Tirmizi, Cum’a, 36). Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bayramı namazını kıldıktan sonra musallaya çıkmadan önce hurma yeme âdeti bir sünnet telakki edilmiş ve bu telakki bayramda tatlı ikramı geleneğini doğurmuştur. Daha Tabiin döneminde İbn Sirin gibi un, tereyağı ve bal veya hurma ezmesinden yapılan bazı tatlıları ikram etmeyi adet haline getirenler vardı. Bağdat’ta 380 yılında yapılan bir bayram kutlamasında uzunluğu yaklaşık 150 metreye varan sofralarda tatlıların sunulduğu rivayet edilmektedir. Ve binlerce yıldır bu güzel geleneği tüm İslam âlemi devam ettiriyor. (Bu bilgilere sahip olduktan sonra Ramazan Bayramına hala ‘Şeker Bayramı’ diyenlere ne denilir sizlere bırakıyorum.)





Nadide hediyeler



İkindiden sonra esnaf alayları otağ-ı hümayun önünden geçerdi. Her esnaf loncasının bir, iki ya da üç flaması vardı. Mesela baharatçılar, ortasında yaldızlı çizgisi olan flamalar taşırlardı. Bu hediyeler bazen de yiyecek içecek gibi şeylerdi. Çörekçiler, bir araba üzerine yerleştirilmiş fırında çörek pişirerek geçerler, sonra da pişirdikleri çörekleri padişaha sunarlardı. Esnaf gruplarının padişaha hediye ettikleri kendi meslekleriyle ilgili eşyalar en nadide ve pahalı cinsten şeyler olurdu.



Bayram mesajı



Küskünlerin barıştığı, sevenlerin bir araya geldiği, rahmetle ve şefkatle dolu günlerin en değerlilerinden olan Ramazan Bayramınız kutlu olsun.

Ramazan BİNGÖL
http://www.stargazete.com/istanbul/yazar/ramazan-bingol/ramazan-bayrami-na-seker-bayrami-denilir-mi-291815.htm
Devamını Oku

5 Eylül 2010 Pazar

Kendi kendini onarabiliyor!

Kendi kendini onarabiliyor!

Ali Güngör
MIT'deki biliminsanları yepyeni bir teknolojiye imza attı. İşte kendi kendini onaran...
Dağılıp yeniden birleşiyorlar
Güneşin yıkıcı etkileri, onlardan elektrik enerjisi üreten panelleri de yıpratıyor.

Bitkilerin fotosentezdeki verimini yakalamak isteyen bilimadamları yeni bir  teknoloji; geliştirdi. MITaraştırmacıları sentetik bir kloroplast yarattıklarına inanıyorlar. Bu Sentetik kloroplast güneş enerjisini alıyor, bozuluyor ve tekrar bir araya gelebiliyor. Yani güneşten yıpranan güneş hücreleri devamlı bir şekilde ve masrafsızca onarılabiliyor.

Kendi kendine bir araya gelen moleküller kullanılarak geliştiren teknolojide 7 farklı bileşen var. Karbon nanotüplerden, sentetik fosfolipitlere kadar bütün bu bileşenler güneşten elektrik enerjisi üretmeeye yarıyor. Dağıldıklarında ise bir zardan geçirilerek tekrar bir araya getirilebiliyorlar. Yani bu panelleri şöyle bir sallayıp yepyeni hale getirmek mümkün olacak.

Araştırmacılar şimdi yüzde 40 performans ile çalışan bu teknolojinin verimliliğini arttırmak için çalışıyor.
Devamını Oku

4 Eylül 2010 Cumartesi

KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN

KADİR GECESİ MESAJI 

Bir manevi iklim ve rahmet çeşmesi olan Ramazan ayının sonuna yaklaşırken, önümüzdeki 5 Eylül Pazar gününü Pazartesiye bağlayan gece, Kadir Gecesine ulaşmanın sevinç ve mutluluğunu yaşayacağız. Gelişiyle birlikte oluşturduğu mana iklimiyle gönül dünyamızı mamur eden, iç âlemimizi zenginleştiren Kadir gecesi, yaratılış bilgisinin ders kitabı ve bütün kâinatın ve varoluşun özeti olan Kur'an'ın indirildiği gecedir.
Kadir Geceniz Mübarek Olsun
Kadir gecesi, Kur'an'ın övdüğü, esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gecedir. Değeri Kur'an’a dayanan bu gecenin kadir ve kıymetinin bilinmesi ve bu kutlu geceden istifade edilmesi, ancak Kur'an'a yönelmekle, onun eşsiz mesajını anlamak ve onun mana ikliminde yol almakla, hayatın peygamber kılavuzluğuyla yaşanıp yaratılanın yaratandan ötürü sevilmesiyle mümkün olacaktır. Çünkü 1400 yıldır okunan ve bu yıl nüzul yıldönümünde çeşitli etkinliklerle daha çok anlamaya ve hayatımıza tatbik etmeye çalıştığımız kutsal kitabımız Kuran’ı Kerim; insanlığın ufkunda bir ışık gibi yanan ve her dönemde insanların yollarını ve gönüllerini aydınlatmaya devam eden bir meşale, eskimez bir çağrıdır. O, insanlığı aydınlatmaya başladığı günden bu yana ışığından hiçbir şey kaybetmemiş, taşıdığı değer ve anlamlar, getirdiği ahlak ve erdem ilkeleri hep taze ve yeni olarak kalmıştır.
Kur’an’ın indiği her gönül, Kur’an’ın rehberlik ettiği her hayat, Kadir gecesi kadar değerlidir. Zamanın değeri, o zamanda meydana gelen olaylardan ve o zamanın yüklediği değerlerdendir. İnsan da şayet gerçek manada Rabbine kul, Resulüne ümmet olabiliyorsa, insanların duasını alıp geride hayırlı işler bırakabiliyor, yaratılış gayesine uygun güzel bir insan olabiliyorsa, Allah katında Kadir gecesinden daha değerlidir. Bu itibarla, Kur’an’ın insanlık âlemine inmesinden öte, onun gönül dünyamıza inmesi ve davranışlarımıza yansıması önemlidir.
Diğer kutlu zamanlar gibi Yüce Rabbimizin insanlığa bir rahmet kapısı, bir umut pınarı olarak bahşettiği Kadir gecesi aynı zamanda, hayatımızın çok hızlı seyreden akışı içinde geçmişimizi değerlendirerek gafletle geçen günlerimizi sorgulama, günahlardan arınma, unutarak ve bilmeyerek işlediğimiz hatalara tövbe edip af ve bağışlanma dileme zamanıdır. Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) bu mübarek gece ile ilgili olarak, "Kim inanarak ve sevabını Yüce Allah'tan umarak Kadir Gecesi'ni ihya ederse onun geçmiş günahları bağışlanır" müjdesi ve bizlere öğrettiği "Allah'ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet" duası, bizler için günahlardan arınmaya vesile olacak büyük bir fırsattır.
Pek çok hayır ve bereketi bünyesinde barındıran, manevî haz ve vecdin doruğa ulaştığı, bin aydan daha hayırlı olduğu ve meleklerin seher vaktine kadar yeryüzüne her iş için indiği müjdelenen bu mübarek gecede, dünya hayatının altında ezilip yok olmak ve dünyanın sonu gelmez hevesleri peşinde ömrümüzü heba etmek için değil, geride hayırlı işler bırakmak ve Rabbimizin Rızasına uygun yaşayarak kalıcı kurtuluşa ermek için yaratıldığımızı bir kez daha fark edelim. Artık, her türlü hırs, kişisel çekişme ve kavgalarımızdan uzak duralım. Fanilerin geçici memnuniyetini değil, Bâki olan Rabbimizin hoşnutluğunu esas alalım; gösteriş ve desinler diye değil inandığımız gibi yaşayalım ve davranalım. Özümüz sözümüz, içimiz dışımız bir olsun. Bu gecede Yüce Allah'ın bizlere bilgi, anlayış ve ihlâs vermesi, doğruyu bulduktan sonra kalplerimizi saptırmaması ve bizi affetmesi için dua edelim. İhtiyaç içerisinde ve zor şartlar altında yaşamını sürdürmek zorunda kalan insanlarımızın maddi ve manevi yardımlarına koşarak sıkıntılarını paylaşmaya, acılarına ortak olmaya çalışalım. Bu vesile ile geçtiğimiz günlerde Pakistan’da meydana gelen sel felaketine maruz kalan kardeşlerimiz için de dua edelim, madden ve manen onların yanında olalım.

Bu duygu ve düşüncelerle, aziz milletimizin, soydaş ve dindaşlarımızın Kadir Gecesini tebrik ediyor ve bu gecede yapılan dua ve yakarışların, İslam âleminin birlik, dirlik ve beraberliğine, toplumsal birlikteliğimizin güçlenmesine, insanlığın barış, huzur ve saadetine vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. 
Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı
Devamını Oku

3 Eylül 2010 Cuma

Şeker Bayramı Mı? O Ne Ki?!!

Şeker Bayramı Mı? O Ne Ki?!!


Ayşegül Osmanoğlu

Şeker değil Ramazan Bayramı 
Bir fırsatlar havuzu olan Ramazan ayını idrâk ettiğimiz şu günlerde, sokaklara çıkıp şöyle bir gezindim dün... Çok da içim sızladı. İnsanlar, ne kadar duyarsız ve bu kutsal iklimi ayaklarımıza kadar getirmiş mübârek aya ne kadar ilgisiz ve saygısız davranıyor... Gördükçe üzüldüm açıkçası. Tamam, dinde zorlama yoktur. Bu, âyetle sabit olan ve insan hakları açısından da sorgulanamayacak bir durum... Dileyen, inanmakta da inanmamakta da özgür neticede. Her iki türlü de kişinin muhatabı, sadece ve sadece Allah'tır. Ama ya saygı??? İşte bu, inançların üstünde, tüm insanlık için evrensel bir davranış biçimidir.



Normal zamanlarda bile çok sinir olduğum sigara içenleri bu mübârek aylarda da aynı şekilde görmek, beni üzdü. Neden oruç tutmuyor gibi bir soru sormak, benim ilgi alanım dahilinde değil. Neticede bu, karşındakinin inanç derecesi ile ilgili. Ama o sigaranın dumanını savurtarak yollarda yürürken, "Acaba karşımdaki oruçlu mu? Ona saygısızlık olur mu?" diye düşünememesi, benim sınırımın başladığı çizgi... Üstelik az da değil bu insanlar.



Ya, insan, en azından içinde bulunduğu aya hürmet bekliyor. Hani inanç özgürlüğü ve kişisel haklara saygı var ya... Bu, karşılıklı olmalı. Ben, onun oruç tutup tutmamasına saygı gösterebiliyorum. Ama karşımdakinden de "Acaba etrafımda bir oruçlu var mı?" gibi gayet insânî bir tavır sergilenmesini beklemiyorum desem yalan olur.



Eskiden Şeker Bayramı ve Ramazan Bayramı'nı ayrı ayrı iki bayram sanırdım. Öyle ya, Ramazan bitiminde bayram yapmamızın sebebi: tâbi olduğumuz bir aylık sabır ve nefis testini başarıyla tamamlamış olmamızın verdiği haklı sevincimizi bayram yaparak kutlamaktır. Arkamızda bıraktığımız Ramazan ayının bayramı olması hasebiyle de adı "Ramazan Bayramı"dır. Çünkü kutlama sebebi, bu ay'dır.



Ha, oruç tutamayan miniklerimiz için "Şeker Bayramı" denirse tamam. Ama öyle değil... Oruç tutmayanlar için "Şeker Bayramı", Oruç tutanlar için "Ramazan Bayramı" oluyor. Bu farkı büyüdükçe anladım.



Şimdi buradan tutup da bayramı kutlamak kimin hakkı gibi bir tartışma başlatmak değil elbette niyetim. Ama Ramazan ayının mânevî hazzını yaşamış olanların kutladığı bayramın rûhu ile "Şeker Bayramı"nı kutlayanların rûhu, aynı mâneviyât dairesinde buluşabilir mi? "Şeker Bayramı"ndaki mâneviyât, cadılar bayramındaki kadar bile değil.



Neden mi oraya atıfta bulundum: ortak noktaları var da, o sebepten. Hani ya bolca şeker dağıtılıyor her ikisinde de. Ama onlar bile mânevî bir duyarlılıkla kutluyorlar bu bayramlarını. Eh, ben de o zaman merak ediyorum; "Şeker Bayramı"nı kutlayanlar, hangi mânevî sebepten dolayı kutluyorlar bu bayramı?



Ben, burada kesinlikle oruç tutan - tutmayan, inanan- inanmayan gibi bir fikrin peşinde değilim. Sadece anlamak istiyorum... Tamamen dini temelli olan, oruç ayının sona ermesini takiben kutlanan bu bayram, yani Ramazan Bayramı ile aynı günlere denk gelen bu "Şeker Bayramı" ne ola ki??? Başta da dedim ya, bir fırsatlar havuzudur Ramazan. İster içine girer, sonuna kadar faydalanırsın (ki bu, her iki dünyada da insanı ferahlatır), ister sadece kenarından durup seyredersin ve neler kazanıp kazanamayacağını da asla öğrenemezsin...



Elbette ki iş, sadece oruç tutmakla bitmiyor. Bu, sadece bütünün parçalarından. Ama ana parçalarından birini teşkil ediyor... İnsanın kendi kendini kontrol edebilme yeteneği elde edebilmesi için uygulanan bir aylık mânevî bir kurstur bu.ve başarı derecesi, tamamen kişinin inanç derecesiyle orantılıdır.



Bir de küçüklükten alıştırılmamış bu mânevî duyguya yabancı olan insanlardan bilmedikleri bir his için vicdânî rahatsızlık hissetmelerini beklemek, ne kadar doğru; bu da ayrı bir tartışma konusu. Ama benim anlatmaya çalıştığım, bu ayda en azından karşı taraftakine karşı azıcık daha hassasiyet gösterilebilmesi, o kadar... Yabancıların dahi gösterebildiği, inancımızdan olmadığı halde sırf bizim inançlarımızda olduğunu bildikleri için buna göre tavır sergileyen pek çok insan gördüm. Demek ki aynı inançtan olmakla da alakası yok. Sanırım "duyarlı olmak"la alakası var. O zaman, duyarlı olalım...



Ha, bir de Ramazan geldi mi bu aya hürmeten farklı davrananları eleştirenler var ya; hani "Bir aylık Müslüman" benzetmesi yapılıyor.. Ya, bırakın; olsun da bir aylık olsun. Hiç olmamasından iyidir. Demek ki yüreğinin köşesinde böyle bir duygu saklıyor. Sadece Ramazan'da mı ortaya çıkarıyor; olsun!... Olsun...



Son yıllarda beni güldüren bir komedi ise; hani yeni bir trend var ya, TV'de rast gelmişsinizdir. Oruç tutmadıkları halde iftar yemeklerine gidenler ve iftar yemeği verenler... Akşam yemeğine mâneviyât yükleme maskesi... İçlerinde istisnalar yok mudur? Tabii ki vardır. Peki kaideyi bozar mı? İşte orasını ben bilemem...



Ayşegül Osmanoğlu,

19 Ağustos 2010, Perşembe.
Devamını Oku

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Finlandiya’da internet temel hak oldu

Finlandiya’da internet temel hak oldu

İnternete erişim Finlandiya’da vatandaşlık hakkı ilan edildi. Konutlara 1 Mbps hızında internet erişimi sağlanması yasayla güvence altına alındı


İskandinav ülkesi Finlandiya bu adımla interneti temel hak ilan eden ilk ülke oldu.

Yapılan yasal düzenleme Finlandiya'da bulunan internet servis sağlayıcılarını, en az 1 Mbps hızında interneti kullanıcılarına sunmaya zorluyor. 1 Mbps, geniş bant teknolojisinin yaygın olduğu Finlandiya'da en düşük hız anlamına geliyor.

İletişim Bakanı Suvi Linden, “Bu kararı alırken internetin günlük hayatta Fin halkı oynadığı için oynadığı büyük rolü dikkat aldık” dedi.

Finlandiya'da internet kullanımı yoğun bir seviyeye ulaşıyor. 5 milyon 255 binlik nüfusun yüzde 85'inden fazlası internet kullanıyor.

© Deutsche Welle Türkçe
AFP/dpa, NH/MÇ
Devamını Oku

Office 2010 artık Türkçe




Geçtiğimiz Mayıs ayında kurumsal müşterilere sunulan Microsoft Office 2010, bugünden itibaren tüm Türkiye'de Türkçe olarak satışa sunuluyor.
Evde, ofiste ve okulda herkesin hayatını kolaylaştıran özellikleri ile Microsoft Office 2010, bireysel kullanıcılar ve işletmeler için üç farklı paket halinde kullanıcılarla buluşuyor.
Beta sürümünü 8 milyon kullanıcının test ettiği Microsoft Office 2010 bugünden itibaren tüm Türkiye'de Türkçe olarak satışa sunuluyor. Kurumsal müşterilerin Mayıs ayından beri kullandığı Office 2010, bugünden itibaren teknoloji marketlerinde ve Microsoft işortaklarında Türkçe olarak satışa sunuluyor. Bireysel kullanıcılar ve işletmelere yönelik üç farklı paketi bulunan Office 2010 Türkçe'nin hayatı kolaylaştıran özellikleri, yenilikçi teknolojileri ve zengin araçları bütün kullanıcılara çok geniş bir ufuk açıyor. Microsoft'un Word, Excel gibi uygulamaların web tabanlı olarak kullanılmasını sağlayan Office Web Apps ise Aralık ayında Türkçe olarak sunulacak.
Microsoft Office 2010, kullanıcıların işte, evde veya okuldaki çalışmalarını en iyi şekilde yürütmeleri için güçlü ve yeni araçlar sunuyor. Kullanıcı bilgisayardan uzak olduğu zaman Web tarayıcısı veya bir akıllı telefon üzerinden Office dosyalarına erişebilirken, aynı zamanda düzenlemeler de yapabiliyor. Farklı yerlerdeki kullanıcıların da aynı anda dosya paylaşarak ve düzenleyerek birlikte çalışmalarını kolaylaştıran Office 2010, yükseltilmiş güvenliği ve güçlendirilmiş performans yenilikleriyle de kullanıcıların verimliliğini artırıyor.
Bireylere ve kurumlara verimlilik artışı sunan Microsoft Office 2010, kullanıcılara önemli yenilik ve değişikliklerle birlikte geliyor. Yeni bilgisayarlar ile birlikte Microsoft Office’i denemek ve satın almak oldukça kolaylaşıyor. Microsoft’un not defterlerinin yerini almasını hedeflediği dijital not alma uygulaması OneNote ise artık tüm paketler ile birlikte sunuluyor. 
Yeni bir bilgisayar satın alınırken Office 2010’u da uygun maliyetle satın alınabilmesi için Microsoft, Ürün Anahtarı Kartı (Product Key Card - PKC) adı verilen yeni bir ürünü piyasaya sürüyor. Bilgisayar alımından bağımsız olarak herhangi bir zamanda satın alınabilen PKC, Office 2010 imajı önceden yüklenmiş yeni bilgisayarlarda, satın alınan paketin hızlıca kullanımını sağlıyor. 
Farklı ihtiyaçlara üç farklı paket 
Office 2010 bireysel kullanıcılar ve işletmeler için üç ayrı paket halinde satışa sunuluyor. Office Ev ve Öğrenci 2010 öğrencilerin, evde bilgisayar kullananların yaşamlarını kolaylaştırmak için hazırlandı. Bu paketle öğrencilerin evde çalışmaları ve birlikte ödev yapmaları çok kolaylaşıyor. Bu sürümde Word, Excel, PowerPoint ve OneNote uygulamaları bulunuyor. Aynı hanede üç farklı bilgisayara kurulabilen sürüm, ticari amaçlar için kullanılamıyor.
KOBİ'lere yönelik olarak özel bir fiyatla sunulan Office Ev ve İş 2010 paketi ise mali analizler, teklif hazırlama, güvenli e-posta, müşteri sunumları hazırlama ve toplu e-posta gönderimi gibi ihtiyaç duyulan tüm temel işlemleri gerçekleştiriyor. Office Ev ve İş 2010 Word, Excel, PowerPoint, OneNote ve Outlook uygulamalarını da içeriyor.
Office Professional 2010 ise Office'ten en fazla verimi alabilmek için tasarlanmış bir ürün olarak veritabanı uygulaması Access ile işletmelerin temel uygulama ve geliştirme ihtiyaçlarını karşılıyor. Bir kullanıcının ana ve taşınabilir PC'lerine yüklenebilen Office Professional 2010'da Word, Excel, PowerPoint, OneNote, Outlook, Access ve Publisher uygulamaları bulunuyor.
Ürün Anahtarı Kartını Al; Tam Sürümü Çalıştır
Office 2010 için Ürün Anahtarı Kartı (Product Key Card - PKC), Kutu Ürün (FPP) ve kurumlar için Toplu Lisanslama olarak üç farklı lisanslama yöntemi bulunuyor. Yeni bir lisanslama yöntemi olan Ürün Anahtarı Kartı satın alınan paketi bilgisayarda etkinleştiriyor. Office 2010 imajı önceden yüklenmiş yeni bilgisayarlar için tasarlanan PKC,  kutu ürünlere göre fiyat avantajı sunuyor. Microsoft Office Ev ve Öğrenci 2010, Microsoft Office Ev ve İş 2010 ve Microsoft Office Professional 2010 ile kullanılabilen PKC, imaj ön yüklü bilgisayar için yalnızca 1 etkinleştirme sağlıyor. 
Bir tıkla Office 2010 güncellemesi
Word ve Excel'in limitli sürümlerini içeren ve bir reklam penceresi bulunan Office Starter 2010, yalnızca yeni PC'ler ile birlikte sunuluyor. Microsoft Works'ün yerini alacak olan Office Starter 2010, yeni bilgisayar açılır açılmaz kullanılabiliyor. Kullanıcıların daha sonra Ürün Anahtarı Kartı veya Kutu Ürün ile tam sürüm Office paketine geçiş yapmaları mümkün oluyor. 
Office 2010'un deneme sürümü ise www.office.com adresinden indirilebiliyor. Yeni deneme yöntemi "Tıkla-Çalıştır" ile kurulum yapmaya gerek kalmıyor. "Tıkla-Çalıştır", Internet'e bağlanıldığında otomatik olarak kullanılan özelliği indiriyor. Tıkla-Çalıştır sayesinde önceki Office sürümü kullanılırken, istendiği takdirde 2-3 dakikada Office 2010'u kullanmak mümkün hale geliyor. 
Office 2010 yazılımları ile PC, Internet ve mobil platformlarda sağlanan çalışma kolaylıkları hakkında merak edilen her türlü sorunun yanıtı www.officeheryerde.com adresinde bulunuyor.
Devamını Oku

Yukarı git