/>

7 Haziran 2013 Cuma

En Fazîletli Zikir La İlâhe İllallah

La İlahe İllallah
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
"Allah'ın en sevdiği dört söz şunlardır: Subhanallah, Elhamdülillah, La ilahe illallah ve Allahu ekber. Hangisiyle başlasan sakıncası yoktur."[1]
Yine buyurmuştur ki:
"Muhakkak ki benim Subhanallah, Elhamdülillah, La ilahe illallah ve Allahu Ekber demem, benim için üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha sevimlidir."[2]
Sübhanallah: Yani; Allah'ı takdis ve tenzih etmektir. Tesbih, takdisi gerektirir. Tenzih; Allah Teala'yı ona layık olmayan her şeyden, ortaktan, çocuk ve eş edinmekten, mutlak olarak sonradan olma her şeyden berî bilmektir. Bu Allah Teala'dan başkası için uygun olmayan yüce bir zikirdir.
Elhamdülillah: Hamd'in anlamı kemaliyle övgüdür. Allah Subhanehu hamdin tamamına müstehaktır. En güzel isimler ve yüce sıfatlar O'nundur.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki:
"Allah Teala bir kuluna nimet verir de kul "elhamdülillah" derse mutlaka bu aldığı şeyden daha üstünü ona verilir."[3]
İbn Abbas Radıyallahu anhuma  dedi ki:
            "Elhamdülillah sözü; Allah'ın nimetini, hidayetini ve yaratmasını ikrar ederek şükretmek demektir."
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki:
"Duaların en üstünü elhamdulillah sözüdür"[4]
Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Elhamdulillah mizanı doldurur, Sübhanallah ve Elhamdulillah sözleri göklerle ve yer arasını doldurur."[5]
Denildi ki: "Şayet bu ikisinin sevabının değerine cisim takdir edilse, göklerle yer arasını doldurur. Bu ikisinin faziletinin büyüklüğünün sebebi, "Subhanallah" sözünün Allah Teala'yı tenzihi ve "Elhamdulillah" sözünün de Allah Teala'ya muhtaçlığı ifade etmesidir.
La ilahe illallah: Yani hakkıyla mabud olan yalnız Allah'tır. Bu, tevhid kelimesi, İslamın ilk şartı ve zikirlerin en üstünüdür.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"En üstün zikir: La ilahe illallah'tır."[6]
Denildi ki: bu kelimede iki özellik vardır.
Birincisi: bütün harfleri ecveftir. Yani söylenirken çıkış yerleri karındandır. Harflerinden hiçbiri be, fe, mim gibi mahreci dudak olan şefehî harflerden değildir. Bu da bunun ağızdan değil, ihlâs ile kalpten söylenmesine işarettir.
İkincisi: Bütün harfleri noktasız harflerdir. Bu da Allah Teala'dan başka bütün mabutlardan tecerrüde işarettir.
Bu kelime nefiy ve ispattan ibarettir. "La ilahe" sözü Allah Teala'dan başkasından ulûhiyeti nefyetmek, "İllallah" sözü de Allah Azze ve Celle'nin ulûhiyetini ispat etmektir.
Bu cümle, Allah Subhanehu dışında ibadet edilen her şeyi reddetmeyi ve zatıyla ibadete layık olanın sadece Allah olduğunu ispat etmeyi ifade eder. Bu yüzden bunu söyleyen kimsenin, söylediğinin gereği olarak fiilen reddetmesi ve Allah Azze ve Celle'nin hakkını söz ile ispat ettiği gibi fiili ile de ispat etmesi gerekir. Zira amaç dil ile söylemek değil, bilakis bu mübarek kelimenin kapsadığı manayı gerçekleştirmektir.
Bu kelimenin Müslümanların şuurunda bariz bir yeri vardır.Kul, bununla yaratıcısı Tebareke ve Teala'ya kulluğa layık hale gelir.
Boyun eğiş ve Allah Azze ve Celle'yi yücelterek ikrar eder, nefsi bu kelime ile parlaklaşır, yaratıcısı Subhanehu ve Teala'ya bu kelimeyle bağlanır, kişi İslam'ını bununla ilan eder, âlemlerin rabbi olan Allah'a inanmaları bununla belirtilir, emrine itaat edenler, Allah'ın sağlam ipine sarılanlar, Allah'a itimad edenler ve işlerini Allah'a havale edenler bu kelimeyle ayrılır.
Allahu Ekber: Yani; Allah Azze ve Celle'nin her şeyden büyük olduğunu söylemektir. Arap dilinde tazim ve yüceltme anlamında en son sınırdaki kelimenin Allahu ekber sözü olduğu söylenmiştir. Yani sıfat olarak her şeyden büyüktür.
Şâir der ki:
"Allah'ı her şeyden büyük ve ordularını en çok gördüm."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem namaza başlarken "Allahu Ekber" derdi.
Ömer b. el-Hattab -Radıyallahu anh- der ki:
"Kulun Allahu ekber" demesi dünya ve içindekilerden hayırlıdır."

[1]  Müslim; Kitabu'l-Edeb
[2]  Müslim; Kitabu'z-Zikr.
[3]  Sahihu Süneni İbn Mace (3067)
[4]  Sahihu Süneni't-Tirmizi (2694)
[5]   Müslim; Kitabu't-Tahare.
[6] Sahihu Süneni't-Tirmizi (2694)
Devamını Oku

5 Şubat 2013 Salı

Biz Dünyadan Gider Olduk


Biz dünyadan gider olduk kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun

Ecel büke belimizi söyletmeye dilimizi
Hasta iken halımızı soranlara selam olsun

Tenim ortaya açıla yakasız gömlek biçile
Bizi bir arı veçhile yuyanlara selam olsun

Azrail alır canımız kurur damarda kanımız
Yayıcağız kefenimiz saranlara selam olsun

Sözdür söylenir araya kimse döymez bu yaraya
İltip bizi makbereye koyanlara selam olsun

Bunda hep gelenler gider hergiz gelmez yola gider
Bizim halimizden haber soranlara selam olsun

Aşık oldur Hakk'ı seve Hakk derdine kıla deva
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun

Miskin Yunus söyler sözü kan yaş ile doldu gözü
Bilmeyen ne bilsin bizi bilenlere selam olsun

Yunus Emre
Devamını Oku

24 Ocak 2013 Perşembe

Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed


Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Mü'min olanların çoktur cefâsı,
Ahirette olur zevk-u sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen.
Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
Anı seven günahlardan beridir,
On sekiz bin âlemin serveridir,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
Sana uymayanlar gider imânsız,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.

YUNUS EMRE
 
 
Devamını Oku

20 Ocak 2013 Pazar

Sen derviş olamazsın.



Dervişlik dedi bana:
Sen derviş olamazsın.
Tekrar diyorum sana,
Sen derviş olamazsın.

Derviş bağrı taş gerek,
Gözü dolu yaş gerek,
Koyundan yavaş gerek,
Sen derviş olamazsın.

Er elini almazsan,
Deryalara dalmazsan,
Peki diye gelmezsen,
Sen derviş olamazsın.

Bulamazsan bir eri,
Değilsen hak neferi,
Bozarsan düzgün yeri,
Sen derviş olamazsın.




Dövene elsiz gerek,
Sövene dilsiz gerek,
Derviş gönülsüz gerek,
Sen derviş olamazsın.

Karga gibi şakırsan,
Sapık kitap okursan,
Vara yoğa kakırsan,
Sen derviş olamazsın.

Ele geleni yersen,
Dile geleni dersen,
Halkı gıybet edersen,
Sen derviş olamazsın.

Dünyayı atmadıkça,
Varını satmadıkça,
Hak nasip etmedikçe,
Sen derviş olamazsın.

Şeyhimin sözü haktır,
Asla hilafı yoktur,
Dersen ki kibrim çoktur,
Sen derviş olamazsın.

Yunus sen olmadıkça,
Gerçeği bulmadıkça,
Deryaya dalmadıkça,
Sen derviş olamazsın.

Kelimeler:

Şakımak: Ötmek, çok konuşmak
Kakırsın: Öfkelenirsin, kızarsın
Er: Mürşid-i kâmil





Dervişlik der ki bana
Sen derviş olamazsın
Gel ne deyeyim sana
Sen derviş olamazsın

Derviş bağrı baş gerek
Gözü dolu yaş gerek
Koyundan yavaş gerek
Sen derviş olamazsın

Döğene elsiz gerek
Söğene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek
Sen derviş olamazsın

Dilin ile şakırsın
Çok mailer okursun
Vara yoğa kakırsın
Sen derviş olamazsın

Kakımak varmışsa ger
Muhammet de kakırdı
Bu kakımak sende var
Sen derviş olamazsın

Doğruya varmayınca
Mürşide yetmeyince
Hak nasip etmeyince
Sen derviş olamazsın

Derviş Yunus gel imdi
Ummanlara dal imdi
Ummana dalmayınca
Sen derviş olamazsın


SEYYAH OLUP ŞU ALEMİ ARARSAN

Seyyah olup şu alemi ararsan,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.
Ceddi Muhammed’dir eğer sorarsan,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Çevre gelip dervişleri derilir,
Erkanile usulleri sürülür,
Kudretinden nasipleri verilir,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Mevla’m yüce devlet vermiş başına,
Meşgul olmuş Yaradan’ın işine,
Mevla’sının Resulüne aşina,
Abdülkadir gibi er bulunmaz.

Giderler gazaya çalarlar satır,
Daima yaparlar hoş gönül-hatır,
Bağdat’da türbesi nur olmuş yatır,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

YUNUS EMRE

Devamını Oku

28 Kasım 2012 Çarşamba

Cürmüm ile geldim sana

Biri sana sırtını çevirirse üzülme; Böylece dostunla düşmanını ayırt etmiş olursun !

( Hz Ali.r.a, k.s. )


Eğer gönlün benimle olursa
Yemen’de olsan bile yanımdasın
Eğer gönlün benimle değilse
Yanımda olsan bile uzaktasın

Dinle bak Hak ne hoş söyledi
Zebur’unda Dâvûd’a buyurdu
Düşman ol önce nefs belâsına
Ondan, bana uymakla kurtulasın

Gel şimdi sen de düşman ol nefsine
Zâyi eyle onu her ne dilerse
Sen bu işte atarak riyâyı
Kendine rehber kıl evliyâyı

Eğer anlarsan budur sana ol
Nefsinin şerrinden halâs ol
Nefsinin murâdından uzak dur
Düşersen eğer şeytana uzak dur

                     Emir Sultan k.s.

















Devamını Oku

23 Ekim 2012 Salı

Kurban Nedir? Kimler kurban kesmelidir? Sorular ve cevaplar..


Kurban hakkında merak edilen ve sıkça sorulan sorulara net cevaplar.. Kurban nedir? Kimler kurban keser? Karı ve koca ayrı mı kesmeli? Haram parayla kurban kesilir mi? Taksitle, vekaletle kurban kesilebilir mi? Hangi hayvanlar kesilebilir? Kurban eti ve derisi nasıl değerlendirilmeli? Misafirler, yolcular kesmeli mi? ..


Kurban ne demektir?

Kurban; Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek niyetiyle kesilen hayvan demektir. Akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, ilâhî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem Cenab-ı Hakk’a hem de maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunarak halka yaklaşmaktadır.
Görüldüğü gibi bu bayramın ruhunda Hakk’a yakınlık ve halka fedakarlıkta bulunma anlayışı vardır. Kurban; -fıkhi hükmü ne olursa olsun- Müslüman toplumların belirli simgesi ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri özellikle milletimizin dinî hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Kurban, bir Müslüman’ın bütün varlığını gerektiğinde Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir nişanesidir.

İlahî dinlerin sonuncusu olan İslam; ferdi, ruhî-derûnî hikmetlere ve insanî erdemlere ulaştırmayı öngörürken; toplumlar için, birleştirici ve bütünleştirici bazı emir ve uygulamaları da müesseseleştirmiştir. İslam dininin bu üstün özelliği, zekat, hac ve kurban gibi sosyal boyutlu malî ibadetlerde daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ibadetler, asırlardan beri bütün Müslüman toplumlarda, genel esasları ve özü hiçbir değişikliğe ve müdahaleye uğramadan devam etmiş ve yeni nesillere intikal ettirilmiştir.

Kurbanın bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de deliller bulunmaktadır. Sâffât Suresi’nde (37/107); Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in yerine bir kurbanın, Allah tarafından kendilerine fidye (kurban) olarak verildiği açıkça bildirilmektedir. Ayrıca diğer bazı ayetlerde de kurban ibadeti ile ilgili nasslar mevcuttur:

“... kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.”(Hacc 22/28)

“Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken kurban edeceğinizde üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yeyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.” “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc 22/36;37) Bu ayetlerde zikredilen hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için kesilen hayvanlar olmadığı, bunların ibadet amaçlı birer uygulama oldukları gayet açıktır. Hz. Peygamber (sas) de, kurbanı bir ibadet olarak kabul etmiş ve bizzat kendisi de kurban kesmiştir. Hz. Peygamber’in (sas), yedi deveyi kendi eliyle kurban olarak kestiğini, Medine’de ise, boynuzlu ve alacalı iki koyun kurban ettiğini sahabeden Enes (ra) rivayet etmektedir. (Buhârî, Hacc 117, 119; Müslim, Edâhî 17).

KİMLER KESMELİDİR?

Kurban kesmek, akıllı, buluğ çağına ermiş, dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve misafir olmayan Müslüman’ın yerine getireceği malî bir ibadettir. Temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 20 miskal (80,18 gr) altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir; dolayısıyla Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakârlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir.

KARI-KOCADAN HER BİRİ KURBAN KESMELİ Mİ?

İbadetlerde sorumluluk ve bu sorumluluğun bir neticesi olan ceza ve mükafat da bireyseldir. Bu nedenle, eğer karı-kocadan her ikisi de dinen ayrı ayrı zengin hükmündeyseler ikisine de kurban düşer. Ama kadın kendi malını tamamen kocasının emrine vermişse, bir aileden bir kurban kesilebilir. Mal ayrılığı varsa, mükellefiyet ayrılığı da var demektir.

YOLCU KURBAN KESMELİ Mİ?

Yolcu kurban kesmekle mükellef değildir. Ancak kesmesi halinde sevabını kazanır. Sefer halinde iken kurban kesenler; bayram günleri içinde memleketlerine dönerlerse, yeniden kurban kesmeleri gerekmez. Sefer halinde iken kurban kesmeyip de bayram günlerinde memleketlerine dönenlerin, kurban kesmeleri uygun olur.

NE ZAMAN KESİLİR?

Kurban (udhiye), eyyâm-ı nahr (kurban kesme günleri) denilen Zilhicce ayının onuncu, on birinci ve on ikinci günleri kesilir. Kurban kesim vakti, bayram namazı kılınan yerlerde, bayram namazı kılındıktan sonra, bayram namazı kılınmayan yerlerde ise ikinci fecrin doğumundan sonra başlar; zilhiccenin on ikinci günü güneş batıncaya kadar devam eder. Bu geçen süre içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak kurbanların gündüzleri kesilmesi uygundur. Kurban Bayramı’nın birinci günü kesmek daha faziletlidir. Diğer kurbanlarda ise herhangi bir vakit söz konusu değildir

HAYVANLARDAN HANGİLERİ ORTAK OLARAK KESİLEBİLİR?

Koyun veya keçinin bir kişi tarafından; sığır, manda ve devenin ise, yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban olarak kesilebileceği Hz. Peygamber’in hadisleri ve uygulamalarla sabittir (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 7-8). Ortak olarak kurban edilebilen hayvanlar, tek veya çift sayıda ortak tarafından kurban edilebilir.

KULAĞI DELİNMİŞ HAYVAN KURBAN OLUR MU?

Hadis-i şeriflerde hayvanların kurban edilmesine engel teşkil eden kusurlar; körlük, hastalık, topallık ve iliği yok denecek kadar zayıflık olarak belirlenmiştir (bk. Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 6). Bunların dışındaki kusurlar ise, müçtehitler tarafından, kendi dönemlerindeki hayvanların değerini düşüren kusurlar esas alınarak tespit edilmiştir.

Günümüzde, yaşayan hayvanların sayısını tespit etmek, ülkemize girip çıkan hayvanları kontrol altına almak ve sağlıklı olduklarına işaret etmek amacıyla marka takmak için hayvanların kulaklarının delinmesi bir kusur değil, hayvanın sağlıklı olduğunun bir göstergesidir. Bu itibarla kulakları delinen hayvanın kurban edilmesinde sakınca yoktur. Kaldı ki, fakihlerin çoğunluğu kulağın delinmesini kusur kabul etmemişlerdir.

KURBANLIK HAYVANIN ERKEĞİ Mİ DİŞİSİ Mİ DAHA FAZİLETLİ?

Hz. Peygamber’in hadis ve uygulamalarında, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın kurbanlık hayvanların vasıfları belirlenmiştir. Bu itibarla kurban olup olmaması açısından hayvanların erkek veya dişi olması arasında bir fark yoktur. Ancak, toplumun ihtiyaç ve anlayışları göz önünde bulundurularak, küçükbaş hayvanlarda erkeğinin, sığır cinsinde ise dişisinin kurban edilmesinin faziletli olduğu kabul edilmiştir. Bu görüşler, toplum menfaati göz önünde bulundurularak ortaya konmuştur. Dişi sığırların kurban edilmesinin üretime zarar vermesi halinde, erkek sığırların kurban edilmesi toplum yararı açısından daha faziletlidir. Bu itibarla, ekolojik denge, toplumun ihtiyaçları ve diğer şartlar göz önünde bulundurularak hangi cins hayvanların öncelikli olarak kurban edilmesinin uygun olacağı belirlenmelidir.

KURBAN KESERKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

Kurban edilecek hayvana acı çektirilmemeli ve eziyet verilmemelidir. Hayvanlar ehil kişiler tarafından kesilmeli ve kesim işlemi süratli bir şekilde yerine getirilmelidir. Ayrıca, çevre temizliği ve ekolojik dengenin korunması için gerekli tedbirler alınmalıdır. Kurban kesimi esnasında, psikolojik açıdan etkilenmemeleri için çocukların kesim mahallinden uzak tutulmalarına dikkat edilmelidir. Aynı şekilde, hayvanların diğerinin kesimini görecek şekilde yan yana bulundurulmamalarına özen gösterilmelidir.

KURBAN ETİ NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?

Hz. Peygamber, kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün kurban kesmeyen yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, birinin de evde bırakılmasını tavsiye etmiştir. Ailenin durumuna göre tamamı da evde bırakılabilir. Ancak, etin bir kısmının ya da tamamının dağıtılması da uygun olur.

KURBAN DERİSİ NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?

Kurbanın derisi, bir fakire veya hayır kurumuna verilmelidir. Kurban derilerinin para karşılığında satılması, kurbanın kesimi veya bakımı için ücret olarak verilmesi uygun değildir. Hz. Peygamber, Veda Haccı’nda Hz. Ali’ye, kurban olarak kesilen develerin derilerinin sadaka olarak vermesini emretmiştir (Ebu Davud; Menasik, 20)

KURBANLIK HAYVAN TARTIYLA ALINABİLİR Mİ?

Kurbanlık hayvan, kilo birim fiyatı belirlenmek suretiyle canlı olarak tartılıp alınabilir. Hayvanın fiyatı, kesildikten sonra eti tartılarak da belirlenebilir. Ancak kilo fiyatının rayiç bedeli şeklinde belirsiz bırakılmayıp, kesin olarak belirlenmesi ve derisi, kellesi ve sakatatının satıcıda kalmak üzere akitten istisna edilmemesi gerekir.

GAYR-İ MEŞRU YOLLA KAZANILAN PARAYLA KURBAN KESİLEBİLİR Mİ?

İslâm dini kişilerin meşrû işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helâl yollardan elde etmelerini önerir. Buna rağmen gayr-i meşru yolla bir kazanç elde edilmiş ve bu kazancın sahibi belli ise, bunun sahibine iade edilmesi; belli değil ise, karşılığında sevap beklenmeksizin yoksullara veya hayır kurumlarına verilerek elden çıkarılması gerekir. Bu itibarla, gayr-i meşru yolla elde edilen para ile kurban kesmek uygun değildir. İbadetler helal parayla yapılmalıdır. Kurban, Allah’a yaklaşmak demektir. “Haram”la Allah’a yaklaşamayız! Önce ciddi anlamda tövbe etmeliyiz.

VEKALET YOLUYLA KURBAN KESİLEBİLİR Mİ?

Kurbanı, kişinin kendisi kesebileceği gibi, vekalet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban mal ile yapılan bir ibadettir; mal ile yapılan ibadetlerde ise vekalet caizdir. Vekalet yoluyla kurban kestiren kişi kendi bulunduğu yerde birisine vekalet verebileceği gibi, başka bir yerdeki kişi veya kuruma da vekalet verebilir. Vekalet, sözlü veya yazılı olarak verilebilir.

KADIN KURBAN KESEBİLİR Mİ?

Hayvan kesiminde, bu işlemi yapacak kişinin akıl ve temyiz gücüne sahip, Müslüman olmasının dışında bir şart bulunmamaktadır. Bu şartları taşıyan kişi kadın olsun, erkek olsun kurban kesebilir.

KURBAN KESMENİN FAZİLETİ VE SEVABI

Kurban kesmenin fazileti ve sevabıyla alakalı Allah Rasulü (sas) şöyle buyuruyor: “İnsanoğlu kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha makbûl bir amel işlememiştir. O kurban, kıyâmet günü boynuzları, kılları ve çatal tırnakları ile aynen gelecektir. Çünkü kan yere düşmeden Allah’ın kabûl mahalline düşmektedir. Artık kurbanlarla gönlünüz hoşnut olsun.”

Bir diğer rivâyette Peygamber Efendimiz (sas), “Kurban kesen için her kıl karşılığında bir sevap vardır.” buyurmuştur. (Tirmizî, Kurban, 1)

HANGİ HAYVANLARDAN KURBAN OLUR?

Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Bunlardan devenin 5, sığır ile mandanın 2 ve koyun ile keçinin 1 yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Ancak koyunlar 6 ayı tamamladıkları halde, yaşını doldurmuş gibi gösterişli olurlarsa bunlar da kurban edilebilir. Bu hayvanların dışında tavuk, horoz gibi hayvandan kurban olmaz. Bir koyun veya keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Fakat sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir.

MANDADAN DA KURBAN OLUR MU?

Manda bazı yörelerde camız-dombay olarak adlandırılan hayvanın adıdır. İslam mandayı öküz sınıfı içinde mütalaa etmiştir. Buna göre manda zekat, kurban ve benzeri şeylerde aynen öküzün tabi olduğu hükümlere tâbidir.

TAKSİTLE KURBAN KESİLEBİLİR Mİ?

İster peşin ister taksitle olsun satın aldığı hayvan kişinin mülkiyetine geçtiğinden, bu hayvanın kurban edilmesinde sakınca yoktur.

KURBAN BİZE HAC DUYGUSUNU HİSSETTİRİR

Kurban bize bir diğer ibadeti; haccı hatırlatır. Hacca gidemeyenlere hac tadını veren bu ibadette Hz. İbrahim’in başarıyla verdiği imtihanın bir tezahürünü yaşarız.

“KURBAN” ÇOCUKLARI NASIL ETKİLER?

Kurban kesiminin hassas çocuklarda belli bir hüzün oluşturduğu gerçektir. Çocukların kesimi görmemesi de iyi olur. Ama diğer yandan her türlü şiddetin, istismarın ve cinselliğin çocukları olabilecek en kötü tarzlarda “etkileyecek” şekilde kullanılması önemsenmezken, kurbanın “itici” bir ibadetmiş gibi sunulması çok ilginçtir. Bu anlamda kurban kesmemeye çocukları mazeret gösterenlerin gerekçeleri de anlamsızdır. Çocuklarımızı şiddetten korumalı ve kurbanı neden kestiğimizi de anlatmalıyız.

KURBAN, İSLÂM DİNİNİN SEMBOLÜDÜR

Cenâb-ı Hakk, Kevser Sûresi’nde, “Rabb’in için namaz kıl ve kurban kes.” buyuruyor. Bu âyet-i kerimedeki “namaz”dan maksat bayram namazı, “kesmek”ten kasıt da, kurban kesme günlerinde kesilen hayvanlardır. Başka bir âyet-i kerimede ise, kurbanlık develerden şöyle bahsedilir: “Kurbanlık develeri de size, Allah’ın şeâirinden kıldık.” (S. Hac, 36)

KURBAN CÖMERTLİĞİ TEŞVİK EDER

Kurban yardımlaşma bayramıdır aynı zamanda. İnsanın vermesini, yardım etmesini kolaylaştırır, nefsin cimriliğe çağıran telkinlerini gözardı edebilmeyi öğütler. Dünya malından tutkunluğu önler. Fakirlere bir dayanak olur, hayata bağlar. Kurban; kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar. Kurban, gerek fert gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan malî bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir şekilde ortaya koymuş olur. Kurban; toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Özellikle et satın alma ihtimali hiç bulunmayan veya çok sınırlı bulunan yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. Zenginin malını Allah’ın rızası, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir. Onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır. Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına, kendini toplumun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.

MUSTAFA AYDIN 

http://ailem.zaman.com.tr/
Devamını Oku

30 Eylül 2012 Pazar

Lale

Lâle, kelime olarak ele alındığında Arapça "Allâh" lâfzına âit harfleri taşımakta olduğu görülür. Eğlâl kelimesi de "lâle" kökünden gelir. Eğlâl ise Yâsin Sûresinde "eğlâlen" şeklinde geçmektedir. Manası ise; "boyunduruk"tur.

Rasûlullâh Efendimiz hicret edecekleri vakit kapıdaki müşrikleri etkisiz hâle getirmek için Yâsin Sûresi'nin bu âyetini okuyarak onlara bir avuç toprak atmıştı. Müşrikler bunun etkisiyle sanki boyunlarına boyunduruk geçirilmişçesine başlarını aşağıya indirememiş ve Efendimiz'i görememişlerdi. Onlar Efendimiz'i göremedikleri gibi gözleri kâinatın bütün hakîkatlerine âmâ olmuştur.

Bunun mukâbili olarak kalblerine Allâh lafzını yerleştiren ve istîdâdınca idrak etmiş olan Hak âşıkları da sanki boyunlarına nurdan bir halka geçirmişcesine başları yukarıda ilâhî cezbeye gark olmuş, onun neşvesiyle müstağrak bir hâldedirler. Aşağının kötülük ve pisliklerinden uzak, mâsivâdan arındırılmış bir gönülle herşeyden mahrû»m olanlar için duâ ve ilticâ hâlindedirler.

Lâlenin harfî manası "hilâl"e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır, yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir, hilâli çevreleyen yıldızlar…

Lâlenin ebced hesabı 66'dır. Altmış altı "Elhamdülillâh"a denk gelir. Onlar o hayret makamının coşkusuyla yaşadığı istiğrak hâline hamdederek "Elhâmdülillâh" derler.

Lâlenin içi kömür gibidir. Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rû»ha sekînet verici bir görünüme sahiptir. Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nû»r hâleli yüzüne benzer.

Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nû»runun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidir.

Bununla beraber Kur'ân-ı Kerîm'in (aynı zamanda Fâtiha sûresinin) altıncı âyeti de "bizi dosdoğru yola (sırât-ı müstakîm'e) ilet" âyet-i kerimesidir. Bu âyet aynı zamanda bir duâ vasfı taşımaktadır.

Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir. Ve tıpkı lâlenin derû»nundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, "ferâhâver (ferahlık veren)" denmiştir. İşte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış, gönüllere âb-ı hayat sunmuştur.

Hülâsa; lâlenin eğlâl oluşu, Lâlenin hakîkat deryasına dalış hâlidir.

Leyl; gece demektir. Gece sevda demektir. "sevda"nın asıl manası "siyah"tır. Gece kıymet bilene "kara sevda"nın yaşandığı ânlardır. Eğer sen geceyi kopkoyu bir boşluk olmaktan çıkarmak istersen, gönüldeki yârları ve ağyârları yok etmelisin! İşte o zaman her yer sana âyân olur. Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Böylece fânî muhabbetler silinerek kalb sevdânın deryâsının derinliklerinde yolculuğa çıkmıştır. Burada bahsedilen "Leylâ" temsîlî olup, asıl kastedilen "Mevlâ"dır. Her yerin âyân oluşuyla, kalb kâinâtın esrârını okuyucu ve alıcı bir hâle gelir. Ve Cebrâil'in "oku" emrini müteâkiben örtüsüne bürünen ürkek yürek, artık serpilip açılır ve her yanda Leylâ'yı "Mevlâ" görür hâle gelir.

Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul! Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece "yâr" haberdâr olsun. Öyle ki, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- ümmeti için gönlü dâim hüzne gark olurken dahî, yüzü her lahzâ beşûş (mütebessim) idi…

LALENİN SUSKUNLUĞU...

Gün yeni yeni salınırken tanyerinde,
bir damla düşüyor mavi bulutlardan al bir lalenin yanağına.
İşte hayat bu damlada gizleniyor... 
sevgi de şefkatte bu damlayla bu yaprakta mühürleniyor; 
Sen ıslak yanaklı bir laleye sokuldun mu hiç; 
usulca avuçlarına alıp ince belini, içine çektin mi suskunluğunu; 
onun güzelliği serin rüzgarlarla doldu mu içine; 
o güzellik karşısında bir damla yaş kirpiklerinden yol bulup 
onun yüreğinde durakladı mı? 
Dudaklarının bir busesi var mı bir lalenin kadife yaprağına dokunmuş? 
bağrına bastınmı bir lalenin ince kalbini sevgiye akan bakışlarını buldun mu onu izlerken...
Kaç gönül kaldı ki saksısında laleler büyüten? 
kaç gönül gözü kaldı ki onların gözlerinde kilitlenen? 
Sevgini yeryüzündeki renkleri çiçekler baharın sevgilisi nisanın ilk aşkı masumluğun sultanı, sessizliğin hilkati laleler... 
Hazan bahçesinde umut yetiştirenler, 
dokunuşlarında sevgiye şiirler yazanlar lale vaktinde laleler gibi 
dirilip duaya duranlar yürek topraklarına lale soğanları ekenler dört mevsim içlerindeki gökyüzünden çiçek kokulu yağmurlarla, lale sulayanlar 
Bir avuç lalenin mavi gölgesinde, 
kocaman yüreklerini dinlendirebilenler 
lalenin suskunluğunda suskunluğunu bozabilenler 
işte bir tek onlar duyabiliyorlar 
lalelerin sessiz türkülerini ve 
kalplerinde toprağa götürdükleri yağmur renkli gizemini!..
(alıntıdır)
Devamını Oku

Yukarı git