/>

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Referandum üzerine sorular/cevaplar

26 Ağustos 2010 Perşembe
Referandum üzerine sorular/cevaplar


Müyesser Can'ın "http://www.klasgazete.com/" ile "-12-Eylul-Cuntacilarina-Hayir—20251-haberi.aspx" adlarını taşıyan internet sitelerinde yayınlanmak üzere yaptığı referandum mülakatına verdiğim cevapları buraya alıyorum.
1. 12 Eylül'de Türkiye referanduma gidiyor. Yeni anayasa paketi için evet mi hayır mı diyorsunuz?
1. Referanduma sunulacak değişiklik paketine "evet" diyorum.
2. Anayasa değişikliğine neden evet neden hayır?
2. Ben, yürürlükteki Anayasa'nın tümünün değiştirilmesini istiyorum. Şimdiki kısmi değişikliğin beklediğim tümden değişikliğin yolunu açacağını düşünüyorum. Eğer bu kısmi değişiklik gerçekleştirilmezse, beklediğim toptan değişikliğin de yolunun tıkanacağı kesin kanaatini taşıyorum. Şimdiki kısmi değişiklik, diğer bütün iyileştirici hükümleri bir yana bıraksak bile, sırf savunma harcamalarının denetime tâbi tutulması, sivillerin askerî mahkemelerde yargılanmasının önlenmesi, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünün açılması bakımından benim için yeterli neden sayılır. Diğer hükümlerle birlikte düşünüldüğünde bu değişiklik paketinin Türk anayasa hukukunda radikal bir değişikliğin önünü açacağı kesindir.
3. Yeni anayasa ile Türkiye'de ne gibi değişiklikler bizi bekliyor?
3. Ombudsmanlık kurumunun ihdas edilmesi, YAŞ ve HSYK kararları dâhil, bütün idarî kararların yargıya açılması bence şimdiki değişiklik paketinin öteki önde gelen hükümleri arasında yer almaktadır. Mahkemeye müracaatın ülkemizde külfetli ve pahalı bir yöntem olması, insanları mahkemeye müracaattan caydıran bir etken olmaktadır. Ombudsmanlık kurumu ihdas edildiğinde insanlar idareyle olan küçük çaplı şikâyetlerini bile dile getirme imkânına sahip olacaktır. İdare karşısında hâlihazırda korumasız, esirgemesiz bırakılan insanımıza bu yolun açılması, küçümsenmeyecek bir imkân sayılmalıdır.
4. 12 Eylül'de yazarlara ve sanatçılara yapılan işkencelerle ilgili neler söyleyeceksiniz?
4. Yalnız yazarlara ve sanatçılara değil, insan olan herhangi bir bireye uygulanan işkence ve her türlü kötü muamele alçakça bir olaydır. İnsanlık dışı bir uygulamadır. Bu ülkede polis, vaktiyle, sorgulama yöntemiyle kişinin ifadesini alma yerine, onun bileğini bükerek, belini kırarak ağzından ifade –daha doğrusu itiraf- almaya çalışırdı. 12 Eylül'de bu uygulama doruk noktasına çıkartıldı. Bazı hapishanelerde sanıklara insan dışkısı yedirmekten tutunuz, akla gelebilecek her türlü kötü muamele ve işkence uygulanmıştır. Bu uygulama, aradan yıllar bile geçmiş olsa, insanın tüylerini ürpertmeye, insanlığından utandırmaya yeter de, artar da... Bu işin elebaşısı olan zat despotluğunu yürüttüğü yıllarda, bir biçimde askerin veya polisin eline düşmüş olan kişiler için pervasızca: "Asmayalım da besleyelim mi?" diye soruyordu. Şimdi "Yargılanmaktansa intihar ederim" diyor. Bu yargılamayı kendi uygulamasıyla karıştırarak kötü muameleye maruz kalacağını düşünüyor sanırım.
5. Anayasa paketinin tamamı için neler söyleyeceksiniz?
5. Anayasa değişiklik paketi olması gerekenleri göz önüne aldığımızda elbette yeterli değil. Daha, çok eksikleri var. Ancak bu eksiklikler, bu tür palyatif değişikliklerle yerine getirilemez. Anayasa'nın sil baştan, sıfırdan düzenlenmesi gerekir. Ancak o düzenlemenin yolunun açılması, şimdiki değişikliklerin kabulüne bağlıdır. Eğer bu değişiklik reddedilirse, bu ülkenin insanı, yeni bir anayasayı, bir daha ancak ensesini gördüğü gün görebilir!

Yeni Şafak Gazetesi, Rasim ÖZDENÖREN
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=26.08.2010&y=RasimOzdenoren

Devamını Oku

24 Ağustos 2010 Salı

Her ‘Evet’ sanki bir ‘Fatiha’!

Entellektüel Boyut
Rahim Er
rahim.er@tg.com.tr
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Her ‘Evet’ sanki bir ‘Fatiha’!

Şehit Başvekil Adnan Menderes’in 3 oğlu vardı. Büyük oğlu Yüksel Menderes, 12 Mart darbesinden bir sene sonra 1972’de evinde tüp gaz zehirlenmesinden, ortanca oğlu Mutlu Menderes, 12 Eylül darbesinden iki sene evvel, 1978’de bir arabanın Ankara’da kaldırımda kendisine çarpması üzerine vefat etmişlerdi.
Aydın Menderes kalmıştı. Aydın Bey, daha ilk temayüz ettiği yıllarda bile entellektüel tarafıyla hemen dikkat çekti. Meselelere güçlü tahliller yapıyor ve hal tarzları ortaya koyuyordu. Ne var ki o da 1997’de başlayacak 28 Şubat darbesinden hemen önce 1996’da bir trafik kazası geçirdi.
3 kardeşin başına gelen 3 hadise düşündürücü değil mi?
Tıpkı Adnan Kahveci kazası gibi, tıpkı Turgut Özal vefat ederken koca Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde hekim ve sıhhi imdat arabası olmaması ve daha ne faili meçhuller gibi... Onların hepsi, kalın demir kapılar ardındalar.
Unutmayınız, daha bu memlekette Sultan Aziz’in ölüm şekli tartışılmaktadır.
Geçirdiği kazadan bir zaman sonra Aydın Beyle rehabilitasyon merkezinden TGRT’deki Entellektüel Boyut Programımızda canlı yayın yapmıştık. Sohbetimiz esnasında ailenin, kendilerine nasıl bir dinî tahsil aldırdıklarını sordum. “Beni Kur’an öğrenmeye gönderirlerdi, babam, işe giderken annem, her sabah babamın ardından okurdu” dedi.
Tesellimiz o ki muhterem Aydın Menderes, bugün de aynı güçlü beyniyle sütun sahibi bir yazar olarak fikri faaliyetlerine devam etmektedir.
Geçen gün bir cümlesiyle iliklerimize kadar titredik.
O sözün kaybolup gitmemesi lazım.
Aydın Menderes, şöyle diyordu:
-Her ‘Evet!’ babama bir Fatiha.
‘Evet’e Fatiha diyorlar şeklinde’ bir çarpıtma yapanlar olabilir. Bu bir konuşma cümlesidir. Cümlede saklı bir ‘sanki’ kelimesi vardır. Aydın Menderes, bu müstesna fikir ve devlet adamımız, daha 14 yaşından itibaren dram üstüne dram yaşadı, babasının idamı, arka arkaya ağabeylerini kaybetmesi, annesi Berin Hanım’ın bu hadiseler üzerine mücessem/cisimleşmiş bir ızdırap hâline gelmesi ve en sonunda kendi kazası...
Onun ta ciğerlerinden sökülüp gelen bu feryadı her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının duyması lazım. Bu ailenin istisnasız herkesin üzerinde hakkı var. Sese tekrar kulak verelim:
-Her ‘Evet!’ babama bir Fatiha...
Bu darbe anayasasına 12 Eylül 2010’da neden ‘evet’ denmesi gerektiği, bundan daha muhteşem hiçbir cümle ile izah edilemez. Her evet, Menderes başta olmak üzere kabrindeki “darbe şehitleri”ni ferahlandıracaktır.
Bu Anayasa, Mendereslerin, Kahvecilerin, Özalların ve bütün faili meçhullerin önünde bir demir kapıdır. ‘Evet’ler birleşip, yüzde 70’ler dolayında sağlam bir anahtar olacak ve bu kapıyı açacaktır inancındayız...

Türkiye Gazetesi, Rahim ER

Devamını Oku

Iğsız ve Kıvrıkoğlu Paşaların konuşmaları

Iğsız ve Kıvrıkoğlu Paşaların konuşmaları


İstanbul I. Ordu Komutanlığı görev devir-teslim töreni konuşmalarında yine tuhaf şeyler oldu.
Benim temennim bu Ağustos görev devir-teslim konuşmalarında böyle tuhaflıkların yaşanmaması yönünde idi ve bu doğrultuda bir de yazı yazmış idim.
Sayın Başbakan da komutanları çağırıp, bu tuhaflıkların yaşanmaması için bir ricada da bulunabilir idi, bulundu mu, bulunmadı mı bilemiyorum ama geçen seneki tuhaflıklar yine yaşandı.
Umarım Genelkurmay Başkanlığı görev devir-teslim töreninde de aynı tuhaflıkları görmeyiz.
Dün (23 Ağustos) Selimiye Kışlası’nda Iğsız Paşa, Kıvrıkoğlu Paşa’ya I. Ordu Komutanlığı görevini devretti.
Bu tür törenlerde benim de, bir yurttaş olarak, komutanlardan duymak istediğim ifadeler var.
Iğsız Paşa bir süre I. Ordu Komutanlığı görevini yürüttü; benim, bir yurttaş olarak, Iğsız Paşa’dan duymak istediğim ifadeler, Paşa’nın görevi devraldığı gün ile 23 Ağustos 2010 tarihleri arasında I. Ordu’nun askeri etkinliğinde ne tür gelişmeler, transformasyonlar yaşandığı, dış güvenliğimize katkı açısından nereden nereye gelindiği,  aynı hizmeti iki sene önce şu kadar kaynakla yaparken, bugün daha az kaynakla yapar duruma geldiğimiz vs. dir.
Görevi devralan Kıvrıkoğlu Paşa’dan da duymak istediğim, muhtemel görev süresi boyunca I. Ordu Komutanlığı’nın askeri yapılanmasında ne gibi dönüşümler öngördüğü/öngörüldüğüdür.
Bu gelişim-dönüşüm sürecinde askeri sır niteliği taşımayacak projelerin yurttaşlarla, subay ve eratla paylaşılması emin olunuz dün yapılan anlamsız, tuhaf konuşmalardan çok daha doğrudur, bir askere çok daha yakışır.
Mesela, gerekli olduğu anda, İstanbul’da Edirne’ye on bin asker ve yine mesela iki yüz tank bugün kaç saatte intikal ettiriliyor, Kıvrıkoğlu Paşa muhtemel görev süresi sonunda bu intikal süresini kaç saate indirmeyi planlıyor, ciddi olalım, bunlar askeri sır değildir, bu konuların konuşulması bir orgenerale çok daha yakışan konuşmalardır.
OYSA, 23 Ağustos’ta Selimiye’de çok tuhaf şeyler konuşuldu.
Bir askerin bu tür devir-teslim konuşmalarında konuşması daha doğru olan konular hiç gündeme gelmedi.
Bakınız hangi konular konuşuldu.
Örneğin, göreve yeni başlayan Kıvrıkoğlu Paşa konuşmasının bir yerinde şöyle bir ifade kullandı: “....komutanlar değişse de, TSK’nın görev ve sorumluluklarında, devletin üniter, laik ve sosyal hukuk devleti olma niteliklerinin korunmasındaki kararlı duruşumda bir değişiklik olmayacağını özellikle vurgulamak istiyorum.”
Kıvrıkoğlu Paşa’nın bu cümlesinde ifade edilen değerler Anayasa’nın ikinci maddesinde belirtilen Cumhuriyet’in temel nitelikleridir ve bu niteliklerin korunması herkesin, başta TBMM olmak üzere görevidir.
Bu konuda askerin, şayet bu Cumhuriyet gerçekten burada ifade edilen niteliklere sahipse, yani demokratik bir hukuk devleti ise, özel, ayrıcalıklı bir görev olmaması lazım.
Daha da ileri gidelim, şayet askerin bu konuda özel bir görevi varsa, bu Cumhuriyet’in evrensel anlamda bir hukuk devleti ve demokrasi olması olanaksızdır.
Kıvrıkoğlu Paşa, kararlı duruşuyla, örneğin, Cumhuriyet’in sosyal hukuk devleti niteliğini koruma görevini üstlendiğini ifade ediyor.
Allah aşkına, ciddi olalım, I. Ordu Komutanı’nın, sosyal devletin korunması konusunda ne gibi bir işlevi olabilir ya da olmalıdır?
MSB’ye bağlı asker sadece dış güvenlikten konuştuğu gün Türkiye çağ

atlayacaktır.
Star Gazetesi, Eser KARAKAŞ
Devamını Oku

Kürtler, 12 Eylül’e sırtını dönebilir mi?..

Hasan Cemal h.cemal@milliyet.com.trh.cemal@milliyet.com.tr

Kürtler, 12 Eylül’e sırtını dönebilir mi?..

25 Ağustos 2010
Örneğin, kısa adı HSYK olan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu acaba Kürtleri, Kürt siyasal hareketini, BDP’yi ilgilendirmiyor mu?
HSYK’ya bakalım.
Yakın geçmişinde bir Şemdinli olayı var bu kurulun.
Kürtler Şemdinli’yi çok iyi bilir.
Van’da bir savcı, Ferhat Sarıkaya, Şemdinli’yle ilgili bir iddianame hazırlamıştı. Bu iddianame askere, bir yanıyla zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı’na dokunuyordu.
HSYK hiç beklemedi.
İddianamesiyle askere, komutana dokunmaya kalkışan savcıyı meslekten attı, bununla da yetinmeyip avukatlık yapmasını da yasakladı.
HSYK başka ne yaptı?
Adana’da bir savcı vardı, adı Sacit Kayasu.
Bu savcı bir iddianame hazırladı Kenan Evren hakkında. Kürtlere belki de en büyük zulmü yapan 12 Eylül askeri yönetiminin liderini yargı önüne çıkarmak istedi.
HSYK yine hiç duraksamadı. Bu savcının da defterini dürdü, meslekten attı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bozma kararını da tanımadı.
Başka?..
HSYK şimdilerde başka bazı taşları yerinden oynatmak istiyor.
Örneğin, bir süredir Ergenekon davasının savcı ve yargıçlarını yerinden oynatmanın peşinde.
Örneğin, bir süredir Balyoz davasını yürüten savcı ve yargıçları yerinden oynatmak istiyor.
Örneğin, bir süredir Diyarbakır’daki faili meçhul cinayetler davasının savcısını da yerinden oynatmak istiyor.
Şimdi sorulabilir.
Ergenekon Kürtleri ilgilendirmiyor mu?
Balyoz Kürtleri ilgilendirmiyor mu?
Faili meçhul cinayetler Kürtleri ilgilendirmiyor mu?
Elbette ilgilendiriyor.
Nasıl 12 Eylül, Evren, Şemdinli olayı ilgilendiriyorsa, bütün bunlar da Kürtleri hiç kuşkusuz ilgilendiriyor.
Bunların hepsi iç içe düğümler. Bu düğümlerin ilmik ilmik çözülmesiyle, Türkiye’de barış ve demokrasi yollarında yürümek aynı anlamı taşıyor.
Bu gerçeğin bilincinde olan Kürtler, kısa adı HSYK olan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nu es geçemezler.
Bu kurulun üye sayısının arttırılmasını, seçim tarzının daha demokratikleştirilmesini, kapalı bir kast olmaktan kurtarılmasını küçümseyemezler. Ya da böyle bir anayasa değişikliğine dudak bükemezler.
Anayasa Mahkemesi gibi HSYK’nın yapısının iyileştirilmesi, bugüne kadar Kürt sorununun çözümüne çomak sokan engellerden birinin biraz daha etkisizleştirilmesi demektir.
Türkiye’de yargı demokratikleştirilmeden, ne Türklerin ne de Kürtlerin temel sorunları doğru dürüst çözülür.
Bu nedenle Kürtler 26 maddeden oluşan anayasa değişikliği paketini daha ciddiye almak durumunda.
Evet, bu paket birçok açıdan yetersizdir. Kürtlerin eleştirilerinde haklılık payı büyüktür. Ancak, bu pakette Kürtler yoktur demek gerçeği yansıtmıyor.
HSYK ile ilgili değişiklik Kürtleri, yukarıdaki bazı örneklerin ışığında fazlasıyla ilgilendiriyor.
Anayasa Mahkemesi’yle ilgili değişiklik de öyle. Askeri mahkemelerin yargı alanının daraltılmasıyla ilgili değişiklik de farklı değil.
12 Eylül askeri yönetiminden otuz yıldır hesap sorulmasını engelleyen geçici 15. maddenin kaldırılması ve bunun sembolik önemi de Kürtleri ilgilendiriyor.
Bir noktaya daha dikkat çekilebilir.
12 Eylül referandumunda bu paketin sandıkta kabul edilmesiyle birlikte demokratik bir sivil anayasa talebi siyaset gündemine çok daha rahat oturacaktır.
Bütün bu nedenlerle, “Bu paket Kürtleri ilgilendirmiyor, bu pakette Kürtler yok!” demek bana çok fazla inandırıcı gelmiyor.

Milliyet Gazetesi,  Hasan Cemal


http://www.milliyet.com.tr/kurtler-12-eylul-e-sirtini-donebilir-mi-/hasan-cemal/siyaset/yazardetay/25.08.2010/1280623/default.htm
Devamını Oku

Herkesin bildiği sırlar


Herkesin bildiği sırlar


Radikal gazetesi yazarı İsmet Berkan’ın, dönemin MİT müsteşarının kendisine “ajanlık” teklifi yaptığını açıklaması medyada epey tartışıldı. Ama bu tartışmayı, ‘duyanlar şok oldu’ anlamında değerlendirmek mümkün değil. Biraz, ‘Benzer teklif ve iddiaların yabancısı değiliz’ diyenler çoğunluktaydı demek mümkün. Cihan Haber dergisine (Sayı: 34, 2010) konuşan Berkan, ‘doğuştan gazeteci’ diye tanıtılan bir isim. Annesi de gazeteci olduğu için hayatı gazetecilerle yoğrulmuş.
Berkan, Türkiye’de pek çok şeyin, “Herkesin bildiği sırlar” kapsamında olduğunu tesbit edip şöyle demiş: “Türkiye’de darbe teşebbüsleri olduğu, muhtıra hazırlıkları yapıldığı vs. herkesin bildiği sırlar bunlar; fakat onları direkt hedef alan iddianameler yok. Onun yerine işte bu çeşit tertiplerde doğrudan ya da dolaylı işbirlikçi olarak bilerek ya da bilmeyerek rol aldığı iddia edilen insanlarla ilgili soruşturmalar yapılıyor. (...) (Darbe) Planı hazırlayanların tamamı devlet memuru asker kişiler ve mesailerini buna harcamışlar. Bu planın varlığını hükümet 2004 yılının Şubat ayında biliyordu ve hiçbir şey yapmadı. (...) Bu darbe teşebbüsü 2004’te ortaya çıkarılabilirdi. Ama ne oldu? (...) Üstü örtüldü.”
Berkan, “Herkesin bildiği sırlar”ı şöyle sıralıyor: “Türkiye’nin 3. Ordu’sunun komutanı bir dava iddianamesinde terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyor. Bu örgütün üyesi ve yöneticisi olmakla suçlanıyor ve görevde. Ya hükümet savcının iddianamesini o kadar da ciddiye almıyor ya da başka bir şey var. Hukukun hepimize eşit işlemesi gerekir ve hükümetin de başlıca görevi kanunların uygulanmasını sağlamaktır. (...) Ya ciddiye alacaksın savcıların yazdığı iddianameleri ya da ciddiye almayacaksan neden ciddiye almadığını ortaya koyup bunu düzeltecek çareleri üreteceksin.”
Tabii “Herkesin bildiği sırlar” bitecek gibi değil. Berkan devam ediyor: “EMASYA protokollerini iptal etti hükümetimiz. Göstermelik bir şeydi. Esas kanunda yazıyordu. Daha önemlisi şu: Bizim bir Milli Güvenlik Siyaseti belgemiz var. İşte devletin gizli anayasası, kırmızı kaplı defter filan böyle diye abartılı ifadelerle anlatılıyor. ‘Nedir bu kardeşim, bir hukuk devletinde bunun geçerliliği nedir? Sıfır.’ İç tehdit diye bir kavram var. Oradan da iç düşman diye bir kavram var. Kim bu iç tehdit, düşman? Bizim vatandaşlarımız. Bunlar suç mu işlediler? ‘Yo hayır. Ama işleyebilirler. O yüzden tehditler.’ İşlesin, savcı gitsin yakalasın. İşlemediyse adamı niye fişliyorsun. ‘Fişliyoruz abi biz.’ Bu mantık buradan geliyor. Bunu tersyüz etmeden; iç düşman diye bir şey olamayacağını içtenlikle kabul etmeden hiçbir yere varamayız.”
İsmet Berkan, “ajan gazeteci”lerle ilgili olarak da şöyle demiş: “Yeni Yüzyıl gazetesini çıkartırken TDN gazetesiyle bir nevi haber ortağıydık. TDN’in Ankara haberlerini de kullanırdık. H.B de TDN’nin Ankara’da çalışan gazetecilerinden biriydi. İyi de bir gazeteciydi. Hepimiz bilirdik, H.B MİT ajanıydı. Herkes bilirdi. (...) Onun haberlerine o gözle bakıyorsun. Bazen çok önemli, çok ilginç haber getiriyor size. Bazen de sizi manipüle etmeye çalıştığını fark ediyorsunuz. (...) Ankara’da bu, hep bilinen bir şeydi. Fakat dedikodu seviyesindeydi. (...) Bugün H.B. gazetecilik yapmıyor. MİT’de çalışıyor.”
Bu ‘bilgi’ler de duyanları şaşırtmıyor ve ‘tabii!’ karşılanıyorsa Türkiye sıkıntılardan kurtulabilir mi? Ne zaman ki “Herkesin bildiği sırlar” azalır, o zaman problemleri de aşmış oluruz inşâallah.
Devamını Oku

Türklerin de piramit yaptığını biliyor muydunuz? Tabii ki bilmiyordunuz!

Türk piramitleri 


 İlk insan mumyalama tekniğini mükemmel bir şekilde uygulayanlar Altay

Türkleridir.(Mısır medeniyetinden yüzyıllarca önce) Uygur bölgesinde

bulunan,Mısır piramitlerinden yüzyıllarca önce yapılan ve Mısır

piramitlerinden daha yüksek-büyük olan piramitleri yapan Türklerdir.Çin

hükümeti buraya girişi tamamı ile yasaklamıştır.Çünkü bu piramitlerin

içinde proto(ön)-Türk yazılar mevcut.Arkeologların dahi girişine kati

surette izin verilmiyor.Çünkü dünya tarihinin tekrar yazılması

gerekebilir.

ORTA ASYADAKİ TÜRK PiRAMİTLERİ









Bugün çin sınırları içerisinde yer alan, Xian şehrine 100 km uzaklıkta

Qin Ling Shan dağlarında Ön-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa

edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre

yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır;


BEYAZ PiİRAMİT

Beyaz Pramitin ikinci dünya savaşı sırasında Çine yardım malzemesi

götüren bir C-54 uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez Life

Dergisinde yayınlanmıştır.



Bu piramitleri araştırmak üzere 1994 yılında Şensi bölgesinde bir

araştırma gezisi yapan alman bilim adamı Hartwig Hausdof kendi

koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına izin vermiştir. Hausdorfa

göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500ler civarındadır.



Bölge çin tarafından yasak bölge ilan edilmiş olduğundan dolayı

piramitler içerisinde bulunan mısır medeniyetinden çok ileri bir

teknikle mumyalanmış olan cesetler ve Ön-Türkçe yazıtlar üzerinde

araştırma yapılamamaktadır.



Piramitlerin ebat,orijinal şekil ve büyüklükleri ,dikkat çekmemesi

açısından çin hükümeti tarafından maksatlı olarak tahrip ve kamufle

edilmiştir.Piramitlerin üst tarafları kesilmiş ve üstleri toprakla

doldurulup, kamuflaj amacıyla ağaçlandırılmıştır ve halen etrafında

tarım yapılarak, piramitlerin tahribine devam edilmektedir.



Çindeki Türk Mumyaları


Ceviz Kabuğu Progamına katılan (İzleyici telefonu) Halil Şıvgın (Eski "Sağlık Bakanı" demiş ki:

"1984 yılında ben Çini ziyaret ettim, Çini ziyaretim sırasında Turfana

götürdüler. İlk defa Turfana giden Türk heyetinin mensubu olmakla da

gerçekten gurur duyuyorum. Orada bizi gezdirirken mumya bulduklarını

söylediler ve biz mumyaları gördük. O gördüğümüz mumyaların Mısırdaki

mumyalardan çok farklı olduğunu ifade ettiler, yani teknoloji olarak,

yapımı olarak Mısırdaki mumyaların önünde olduğunu.



Daha sonra aradan yıllar geçti, bir televizyon kanalında bu konun

tartışılmakta olduğunu gördüm. Gerçekten bilimsel olarak, gidilmiş,

Mısır mumyalarıyla Turfandaki mumyalar arasında bir kıyaslama yapılıyor.

Bu kıyaslamada, Turfan mumyalarının. .Ben orada kadın mumyaları gördüm,

çocuk mumyaları gördüm, erkek mumyaları gördükm, farklı şeylerden. Ve o

sırada, hatta bir tanesinde yeterince koruma yapılmamış, bozulmaya

başlamılştı müzede gördük onları.



Bu mumyalardaki üstünlüğü bilim adamları ortaya koymaya başladılar.

Bilim adamlarının ortaya koydukları bir gerçek var ki, ilk defa mumya

kültürünün Türklerden geliştiği ortaya çıkıyor. Bundan dolayı da ben

şimdi iştirak ediyorum. Yani ben bilim adamı değilim, ama bizim bilim

adamlarımınızın bu olayın üzerine ciddiyetle eğilmeleri gerekiyor. Eğer

Mısırdaki mumya kültürü olduysa, var idiyse geçmişte, onun etrafında da

bir kültürün olması lazım. Mısırın etrafında mumya kültürüyle ilgili

herhangi bir şey yok. Afrika öbür taraf, bu tarafta da yine böyle bir

kültür yok. Dolayısıyla, Orta Asyadan o bölgeye giden Türklerin varlığı

söz konusu olabilir."



Ben katkıda bulunmak istiyorum bu mumyalar konusunda Urumçi mumyalarını

söz konusu etmiştir, tabii ki çok önemli. Bakın, buradaki Urumçide

teşhir edilen mumyalardan ilki 44 yaşında ve milattan önce 1000, yani

günümüzden 3000 yıllık. Bir başkası gene 1600, en yaşlı olarak da işte

bu "Lolan" denilen bayan mumyası var, milattan önce 2000 bu, yani 4000.

Şimdi en büyük özelliği iç organlarının çıkartılmamış olması. Başka ?..

Şu andaki mumyaların durumu Mısır mumyalarına nazaran çok daha iyi

olması. İleri teknolojide bir mumyalama sistemi öyledir, uygulanmıştır.

Dahası, bir mumyanın üzerinde ameliyat izi var, at kılıyla dikilmiş.

Amerika doktorların tespiti, dünyada ilk ameliyat veya operasyonlardan

bir tanesi olarak kabul ediliyor. Dahası var; burada kumaş ekose ve

boyalı ve milatdan önce 20008242;i konuşuyoruz, günüzmüden 4000 sene

öncesini konuşuyoruz.



Türk Bilim adamı Kazım MİRŞAN yaptığı araştırmalarda Ön-Türk

uygarlıkları tarafından OT-OĞ olarak isimlendirilen Ön-Mısıra M.Ö 3000

Yıllarında Doğu Anadoludan Isub-Ög yazısının gittiğini tespit etmiştir.

Kazım MİRŞANın bugüne kadar anlamı çözülemeyen 184 adet mısır

hiyeroglifini Ön-Türkçe olarak okumuş olduğu ve mumyalama tekniklerinin

yine M.Ö. 30008242;li yıllarda Altaylarda geliştirildiği düşünülürse

piramit inşa teknolojisinin Eski Mısıra Ön-Türk Uygarlıkları tarafından

öğretildiği sonucuna ulaşılmaktadır. br



Tüm İnsanlık tarihini değiştirerek; MEDENİYETİN ASIL YARATICISININ

TÜRKLER OLDUĞU SONUCUNU DOĞURAN bu olağanüstü keşif batılı bilim

adamları() tarafından ısrarla görmezlikten gelinmekte ve insanlığın

bilgisinden daha uzun süre saklanması mümkün olmayan bu piramitleri

başka bir uygarlığa mal etmeyi amaçlayan maksatlı çalışmalar

yapılmaktadır.



Çin Hükumeti Koskoca Bir Tarihi Saklıyor


Yukarıdaki yazıyı okudunuz. Ve içinizden dediniz ki madem böyle bir şey var, neden biz bilmiyoruz, neden mısırdaki piramitler kadar ünlü olamadılar. O zaman size diyelim ki: tam üstüne bastınız! İlkokuldan yıllarınızı hatırlayın. Türkler asyadayken en büyük rakipleri Çinlilerdi. Çinliler bu yüzden Çin Seddi'ni bile yapmışlardı. Aradan geçen asırlar Çinlilerin beynini değiştirmemiş görünüyor. Çinliler 2. Dünya Savaşı sırasında bir uçağın piramitleri görüntülemesi ve dünya basınının bu konu üzerinde fazla durması hazmedememiş, o bölgede bulunan 100'e yakın piramidi ağaçlandırmıştır. Piramitlerin tüm tarihi dokusunu mahfeden çinliler, bu da yetmezmiş gibi o bölgeye girişleri yasaklamıştır. Her şeyden haberi olan dünya ise bu konuda sessiz kalmayı tercih etmiş ve o bölgedeki piramitleri resmi olarak kabul etmemiştir. Aslında diğer ülkelere suç bulmamak lazım. Biliyorum çoğunuz Türk Piramitleri sözünü ilk kez duyuyorsunuz. Bu da kendi tarihimiz konusunda ne kadar cahil kaldığımızın bir kanıdı sayılmaz mı? Üstünde "İzindeyiz Atam" yazan Atatürk kürsülerini çok görmüşüzdür, fakat Türk Tarihi konusunda sayısız araştırma yapan atamızın izini ne kadar takip ediyoruz: tartışılır!
Devamını Oku

Windows 8'den müthiş bir özellik daha!

Windows 8'den müthiş bir özellik daha!

Windows 8'in ortaya çıkan yeni özelliği, Windows'la ilgili bildiklerinizi unutturacak kadar muhteşem
İşte Direct Computing şeması
Windows 8 2 yıl uzaklıkta olmasına karşın getireceği yeni özellikler konusunda dedikodular ve sızıntılar devam ediyor.



Microsoft'un yaptığı patent başvurularından birine dayanan ciddi bir iddiaya göre, Windows 8'in en önemli özelliklerinden birisi 'Direct Computing Experience' ismini taşıyor.



Bu özellik en iyi şu örnekle açıklanıyor, bir dizüstü bilgisayar sadeceDVD takıp film izlemek için kullanıldığında bütün işletim sistemi açılıp sisteme yüklenilmiyor. Sadece gereken parçalar, işletim sistemi açısından kısıtlı ama medya oynatıcı olarak tam kapsamlı bir şekilde ekrana geliyor.



Kullanıcılar PC'lerini basit bir iş için açtıklarında sadece o işi başlatarak zamandan ve sistem kaynaklarından kazanabilecekler. PC bir sandboxmod'da çalışacak ve daha az enerji tüketecek. Bu da daha az beklemek, detaylarla uğraşmamak ve daha uzun pil ömrü demek oluyor. Belirli amaçlarla kullanımda daha odaklı bir kullanıcı tecrübesi sunulacak.



Bilgi için: Microsoft

Telefon: (212) 258 59 98 pbx
http://www.chip.com.tr/konu/windows-8-den-muthis-bir-ozellik-daha_21938.html
Devamını Oku

Yukarı git